KARA: BLACK LIVES MATTER

KARA

BLACK LIVES MATTER

Doğan Şahin

Bana kara diyen dilber,

Gözlerin kara değil mi?

Karacaoğlan, 17.yy

İnsan iyilik, merhamet ve sevgi ile davranabildiği gibi, kötülük, zalimlik ve nefretle de davranabilen bir canlıdır. Kendi içinde ötekileri koruyan, kollayan, esirgeyen, yardım etmek isteyen bir yan olduğu gibi, başkalarını itip kakmak, vurmak, dışlamak, hakaret etmek ve hatta işkence ile öldürmek isteyen bir yan da vardır. Özellikle kaynaklar sınırlı olduğunda, aynı kaynakları paylaşmak için rekabet arttığında ya da bir tarafın diğer tarafın toprağını, varlıklarını ya da emeğini yağmalamak istemesi durumunda bu kötü yanı daha çok ortaya çıkar.

Siyahların 500 yıldır maruz kaldığı ayrımcılık, insanın bu kötü yanını en net ve şüpheye meydan bırakmayacak şekilde gösteren örneklerden biridir. Siyahlara ya da başka üzerlerinde egemenlik kurulmuş halklara, işgal altında yaşayan milletlere yapılan kötülükler ve ayrımcılıklar sadece bazı kötü insanlar tarafından yapılan şeyler değildir. ABD’de Siyahlara karşı yapılan kötülüklerden tüm beyaz ABD’liler sorumludur. Sadece siyahlara değil, II. Dünya Savaşında Yahudilere yapılan soykırıma da çok az insan dışında tüm Alman Halkı onay vermiş ya da en azından sesini çıkarmamıştı. Kölelik ve ırk ayrımı varken bu insanları köle olarak kullanan, köleliğe karşı çıkmayan herkes bu suça ortak olmuş olur. Başka halklara yapılan zulüm ve kötülükler çoğunlukla milletçe kabul edilen kolektif tutumlardır.

Siyah hareketinin başlaması ile giderek artan sayıda bazı beyazlar, siyahlara yapılan kötülüklere itiraz edebilir olmuşlardır. Ancak siyahlar sorun çıkarana kadar ya da kölelik ekonomik açıdan yararsız bir şey olana kadar, bunları sorgulayan pek beyaz olmamıştır. Genellikle insanlar kendi avantajlarına olan haksızlıkları pek sorgulamazlar.

BLACK LIVES MATTER

Amerika’da siyahlara karşı polis şiddetinin oldukça eski ve kanlı bir tarihi vardır. Polisin siyahlara karşı önyargılı, kaba ve saygısız tutumu oldukça yaygındır ve günlük hayatın olağan bir parçasıdır.

İşte, Black Lives Matter öncelikle bu şiddete karşı kurulmuş bir sivil toplum hareketidir. Amacı ABD’de yaşayan Afrika kökenli insanlara uygulanan şiddet ve ırkçılığa karşı çıkmak, bu insanların haklarını ve eşitliğini savunmaktır.

Kendi web sitelerinde şu bilgileri veriyorlar:

BlackLivesMatter, Trayvon Martin’in katilinin beraatine yanıt olarak 2013 yılında kuruldu. Black Lives Matter, ABD, Birleşik Krallık ve Kanada’da, görevi beyaz üstünlüğünü ortadan kaldırmak ve devlet ve kanun güçleri tarafından Siyah topluluklara uygulanan şiddete müdahale etmek için yerel güç oluşturmak olan küresel bir organizasyondur. Şiddet eylemleriyle mücadele ederek ve onlara karşı koyarak, Siyah hayal gücü ve yenilik için alan yaratarak ve Siyah sevincini merkeze alarak, hayatlarımızda anında iyileştirmeler kazanıyoruz.

Black Lives Matter hareketini kuran ve katılan insanlar, oldukça kapsayıcı ve şefkatli bir üslup benimsemiş, uğramış oldukları zulme ve kötülüğe şiddet ve nefretle yanıt vermemişlerdir.  Şöyle yazmışlar; Kapsayıcı ve geniş bir harekete inanan bir kurtarıcılar kolektifiyiz. Ayrıca, bu kadar çok insanı kazanmak ve yol boyunca yanımızda getirmek için Siyah toplumlarda çok yaygın olan dar milliyetçiliğin ötesine geçmemiz gerektiğine inanıyoruz. Hepimizi öne çıkaran bir hareket inşa ettiğimizden emin olmalıyız. Siyah eşcinsellerin ve transların, engelli insanların, belgesizlerin, kayıtları olanların, kadınların ve cinsiyet spektrumundaki tüm Siyahların yaşamlarını onaylıyoruz”

“İnsanlığımızı, bu topluma katkılarımızı ve ölümcül baskı karşısında direncimizi onaylıyoruz; Siyahların yaşamları için yapılan çağrı, kurtuluş için çabalayan tüm Siyahların yaşamları için bir toplanma çığlığıdır.”

Bu yıl 25 Mayıs tarihinde Minneapolis’te 20 dolarlık bir sahte para ihbarı için gelen polislerden beyaz olan biri, sahte para verdiği söylenen George Floyd’u yüz-üstü yatırıp boynuna dizi ile 8 dakika boyunca bastırmış, adamın defalarca nefes alamıyorum demesine rağmen nefes almasına izin vermeyerek öldürmüştü. Etraftakilerin cep telefonu ile kaydettiği bu olayın duyulması ile haftalarca süren çok büyük protestolar başlamıştı.   Olaya karışan dört polis memurunun işine ertesi gün son verildi. Floyd’un ölümüne sebebiyet veren polis memuru Derek Chauvin ise cinayete teşebbüsten tutuklandı. Olay sonrası ABD’nin birçok bölgesinde siviller tarafından eylemler gerçekleştirildi. Eylemler tüm dünyada yayıldı ve eylemler sırasında da yeni kayıplar oldu.

Mücadele ve direniş sürdükçe şiddet uygulamak zorlaşıyor, azalıyor ama durmuyor.

 

SİYAHLARA YÖNELİK IRK AYRIMCILIĞININ PSİKOLOJİK KÖKENLERİ

Bu yazımda Afrika’dan köle olarak getirilen bu insanlara karşı işlenen insanlık dışı, akıl almaz suçların beyazlar tarafından nasıl rasyonelize edilebildiğini, özellikle siyahlara karşı yapılan ırk ayrımcılığının psikolojik dinamiklerini ele almaya çalışacağım.

Muhammed Ali, katıldığı bir TV programında Siyah olma bilincine siyahın kötü, beyazın iyi anlamda kullanıldığını fark ettiğinde vardığını söyler sadece Muhammed Ali değil, birçok siyah hakları savunucusu buna dikkat çekmiştir. Siyah renk, kara gün, kara borsa, kara kedi, kara liste, kara para vb gibi sözcülerde olduğu gibi kötü, haram, yasak, uğursuz gibi anlamlar taşırken, beyaz; ak akçe, ak günler, ak alın, ak süt vb gibi terimlerde olumlu, temiz, saf gibi anlamlara gelmektedir.

Irkçılığa karşı mücadelede siyahın olumsuz, beyazın ise olumlu olarak değerlendirilmesine dikkat çeken siyah hakları savunucuları bunun beyazların yaptığı bir ırkçılık olduğu söylemişlerdir. Evet bir siyah çocuğun bunları duyarak büyümesi kendisini sevmesini ve kendini değerli hissetmesini zorlaştırır ve onu kötü hissettirir ancak bunlar siyahları kötülemek için uydurulmuş şeyler değildir.

Karanın olumsuz beyazın olumlu anlamlar taşıması hayatında hiç siyah görmemiş topluluklarda da vardır. Yani siyaha olumsuz anlamlar yüklenmesi siyah ırktan insanlara yönelik bir ayrımcılıktan gelmez. Ama elbette Amerika’da siyahın olumsuz anlamlar taşıması siyah insanlara karşı kullanılmış, siyahın taşıdığı bu olumsuz anlamlar siyah ırktan kimselerin sırtına yüklenmiştir.

Karanlık korkusu  

İnsan, zekası dışında diğer bir çok açıdan hayvanlardan daha dezavantajlıdır. Kendi ağırlığındaki tüm memelilerden daha yavaştır. Yırtıcı memelilerin hiçbiriyle silahsız başa çıkamaz. Teke tek dövüşte hiçbir yırtıcı memeliyi alt edemez.

Ancak bu dezavantaj geceleri daha belirgin hale gelir. İnsan gözü gece avlanan tüm hayvanların gözünden daha kötüdür, işitme ve koku alma yetilerimiz de diğer hayvanlarınkinden daha zayıftır. Gündüz çeşitli başa çıkma mekanizmaları ile hayvanlardan kendini koruyabilen ya da avlanan insan, gece olunca ava dönüşür.

Gece ve geceleyin ortaya çıkan karanlık insanın en eski korkularından biridir. İnsanlık yüz binlerce yıl karanlıktan korkarak, karanlıkta ortaya çıkacak türlü tehlikelere karşı saklanarak, gizlenerek, barınaklara sığınarak başa çıkmaya çalışmış ama karanlıktan ve karanlıkta ortaya çıkan şeylerden hatta onun gölgelerinden hep korkmuştur.

Kendi karanlık yanımızdan korkumuz

Karanlık ve kara önce tehlike ile özdeşleşmiş sonra giderek başka olumsuz anlamlar da kazanmıştır. İnsanlar giderek daha büyük topluluklar içinde yaşamaya başladıkça, toplumu bir arada tutacak, çatışmaları azaltacak kurallar geliştirmek durumunda kalmış ve bu kurallara uyarak toplumsal yaşamını sürdürmeyi başarmıştır. Ancak her zaman birileri bu kurallara uymamış, başkalarına karşı şiddet ya da cinsel saldırı gerçekleştirmiştir.

Daha sonra bu kural tanımazlık ya da kuraldışı davranışlar da insanı utandıran, “yüzünü kara çıkaran” davranışlar olarak nitelendirilmiştir.

İnsanın şiddet ve toplumsal normlara uymayan cinsel davranışları insanın karanlık yüzü olarak değerlendirilmiştir.

Bugün bu yazıyı yazarken twitterda bir meslektaşımın yazısını gördüm. Karanlık kişilikler: narsisistler ve anti sosyaller diyordu.

Kendi çıkarları uğruna başkalarının çıkarlarını, fiziksel ve ruhsal esenliklerini göz ardı eden kişiler karanlık olarak nitelendiriliyordu, acıktığı için insana saldıran vahşi hayvanlar gibi.

Karanlıkta karanlık yanımızdan daha çok korkmamız

Siyaha olumsuz anlamlar yüklememizin bir başka kökeni, karanlıkta, olumsuz gördüğümüz yanların daha çok ortaya çıkmasıdır.

Kendi içimizde kendimizden sakladığımız korkularımız, bizi rahatsız edebilecek arzular, fanteziler, bizi toplumsal kuralların dışında sürükleyebilecek istekler geceleyin, karanlıkta daha çok belirirler.  İnsanlar arasında medeniyet içindeyken daha kolay bastırdığımız arzular gece bir başımıza kaldığımızda daha kolay kendini belli ederler. Karanlıktan korkumuz sadece dışarıdan gelebilecek kötü ve zararlı şeylerden duyduğumuz korkuya bağlı değildir, aynı zamanda kendi içimizdeki tehlikeli yanlarımızdan da korkuyor olmamıza bağlıdır.

KARANIN OLUMSUZ OLMASININ SINIFSAL KÖKENİ

Öte yandan birçok toplulukta beyaz tenli olmak daha üst bir statüyü gösterir. Söz gelimi Japonya’da insanlar kemik gelişiminde ve sağlıklı büyümelerinde sorunlar yaratsa bile sosyal olarak daha üst pozisyonda hissedebilmek için güneşlenmez, eldiven giyer ve özellikle daha kırılgan olduğu kabul edilen kadınlar sürekli şemsiye ile dolaşırlar.

Güneşte tarlada çalışan köylülerin tenleri koyulaşır, köylüler ve işçiler güneşte çalışmak durumunda kaldıkları için koyu renkli olurken, asiller gölgede oturur ve beyaz kalırlar. Bir insanın teninin rengi asil mi köylü mü olduğunu gösterdiğinden beyaz tenli olmak da zamanla bu kökeninden kopmuş kendi başına bir statü kaynağına dönüşmüştür.

Şemsiye (ya da umbrella) hemen tüm kültürlerde aslında adından da anlaşıldığı gibi güneşliktir. Yani güneşten, kararmaktan korunmak için icat edilmiştir. İnsanlar tarlalarda yollarda ya da madenlerde çalışmadıklarını aksine başkalarını çalıştırdıklarını göstermek için kararmamaya çalışmışlardır.

Yani daha en başından beri sınıfsal bir yanı da vardır kara veya beyaz olmanın. Siyahlara sadece ırksal özellikler değil, elinden olanaklar alınıp sonra da tembel ve kalın kafalı olmak gibi ezilen yoksul sınıfa yansıtılan   kişilik özellikleri de atfedilmiştir.  Öyle ya insanlar yoksul ve açsalar bu kendini geliştirme olanaklarından kasten yoksun bırakıldıkları için değil, kendi tembellikleri ve kalın kafalılıkları yüzündendir…

Amerikalılar ve Avrupalılar silah üstünlükleri dolayısıyla esir ettikleri Afrikalıları şiddet uygulayarak, zincirler bağlayarak köle olarak getirmeye ve köle olarak çalıştırmaya başladıklarında onların kendileri gibi insanlar olmadıklarına inanmaları, daha doğrusu insanları inandırmaları gerekiyordu.

İnsanlar kölelere ihtiyaç duyuyorlarsa, buna uygun fikirler ve ideolojiler de geliştirirler. Platon bile kölelerin başka türlü insanlar olduklarına, biyolojik olarak farklı olduklarına ve farklı bir kan taşıdıklarına inanıyordu.

Yansıtmalı özdeşim ya da herkesin inanacağı yalanların mekanizması

Afrika’dan getirilen insanlar siyah ırktan olduğu için, beyaz Amerikalı ve Avrupalılar için onların insandan aşağı bir tür olduğuna inanmaları çok zor olmadı. Açıkça görünür bir farklılıkları vardı, tenleri siyahtı…

Bir yandan onları eğitimsiz bırakıyorlar, hatta okuma yazma öğrenmelerini yasaklıyorlar, sonra da onların zeki olmadıklarını, aşağı bir ırka mensup olduklarını söylüyorlardı.

Sadece zeka ve yetenek olarak aşağı olduklarını düşünmediler, aynı zamanda ahlaken de kötü ve karanlık olduklarını düşündüler.

O zamana kadar kara denen ne varsa siyah ırka yamadılar.

Bunu sadece insanları köle olarak tutabilmek için yapmadılar, aynı zamanda kendi içlerindeki kara ne varsa onlara yansıtarak kendilerini sütten çıkmış ak kaşık olarak algılayabilmek için de yaptılar.

Amerikan beyazları siyahlara yansıttıkları bu olumsuz nitelikler sayesinde kendilerini yetenek ve moral olarak üstün görebilmektedirler. Hiç de onlar gibi değillerdir, zekidirler, akıllıdırlar, bilgilidirler ve kendi hayvani yanlarında kurtulmuş, medenileşmişlerdir. Oturup kalkmayı, güzel giyinmeyi, adabıyla yiyip içmeyi bilirler. Kendilerini denetleyebilir ve olgundurlar. Kendilerini böyle algılarlar çünkü kendi içlerindeki aptallıkları, öfkeyi, sapkınlıkları, toplum tarafından kabul edilmeyen kınan ne varsa siyahlara yansıtmış ve kendilerini lekesiz görme imkanına kavuşmuşlardır.

Elbette ki öyle olmadıklarını biliyorlardı. Elbette kendi suçlarının, tecavüzlerinin, tacizlerinin, zalimliklerinin farkındaydılar ama bunları siyahlara yansıttıkça hatta suçları onların üstüne atıp, onları bu suçları dolayısıyla linç edip öldürdükçe kendi aralarında, kendileri bunlardan azadeymiş gibi kabul ettiler.

Linç ister fiilen bir insanı öldürmek biçiminde yapılsın isterse bir suçu dolayısıyla bir insanı bir kaşık suda boğmak biçiminde yapılsın, daima linççinin kendini aklama ihtiyacından kaynaklanır. Attığı her taşta kendisindeki o yanları daha çok gizlemiş, daha çok inkar etmiş olur. Dolayısıyla temiz ve beyaz kalmak için sürekli kötüleyeceği “siyahlara” ihtiyaç duyar, gerektiğinde de yaratır.

Bir kadın cinsel saldırıya, tacize, tecavüze uğradığında hemen bir iki siyah bulunup, işkence ile ona kabul ettirilir, kabul etse de etmese de suçlu ilan edilip öldürülürdü.

Beyazların suçları ve günahları için siyahlar öldürüldükçe de beyazlar hiç bu tür suçları işlemiyor, sadece siyahlar taciz, tecavüz ve cinayet işliyormuş gibi bir algı da oluşturulmuş oldu.

Bir süre sonra bu algı sadece beyazları değil, siyahları da etkisi altına aldı onlar da kendilerine atfedilen, sinirli, öfkeli, dürtüsel insanlarmış gibi kendilerini algılamaya, “kendi tabiatları” ile uyumlu davranışlar göstermeye başladılar. Daha doğrusu böyle davranan insanların sayısı artmış oldu.

Bir yandan eğitimsiz bırakılan, horlanan, aşağılanan, kamçılanan, şiddet gören ve yoksul bırakılan, bunlardan dolayı da öfkeli ve hınçlı olan bu halk öte yandan da kendisine yansıtılan imgelerle özdeşleştiği için giderek öyleymiş gibi davranır da oldu.

Projektif identifikasyon (yansıtmalı özdeşim), beyazların suçlarını ve günahlarını üstlenmemesinin, kendilerini yalancı bir saflık ve lekesizlik içinde algılayabilmek için siyahlara ödetilen bedelin mekanizmasını sağladı.

Yansıtmalı özdeşim basitçe bir tarafın diğer tarafa kendi içindeki şeyleri baskı oluşturacak şekilde sürekli yansıtması, diğer tarafın da zamanla kendisini öyle zannetmesi ve kendisine atfedilen şeylerle özdeşlemesidir. Ancak sürecin tamamlanması ilk yansıtanın da bu yansıtmış olduğu malzemeyi yüklenen kişiyi artık öyle algılayarak ona göre davranması ile oluşur. Somutlaştıracak olursak, Beyaz kendi içindeki kabalığı, onaylamadığı öfkeyi, cinsel arzularını velhasıl kötü gördüğü her şeyden kurtulmak için Siyaha der ki “sen” vahşi, kaba, sapık, pis ve kötüsün. Suça meyillisin. Her durumda bunu tekrar tekrar söyler hatırlatır. Bir şeye haklı olarak kızdığında, bak gördün mü öfkelisin işte, öfkeni denetleyemiyorsun der. Siyah bunu duya duya böyle olduğunu sanmaya başlar. Beyaz da siyaha yansıttığı şey gerçekmiş gibi davranmaya, onu kendi yansıttığı şeylerden ibaret gibi kabul ederek ondan korku duymaya başlar ve kendisini ona karşı önlem almaya zorunlu hisseder. Tabi ki önlem de “önleyici cezalandırma”, “testiyi kırmadan önce” şiddet uygulamaktır. Bu kısır döngü tekrarladıkça bu algılar pekişir, giderek hakikatin yerine geçer.

Bu mekanizma her türlü ırkçılık ve ayrımcılıkta çalışır. Sadece ABD’de siyahlara karşı yapılmaz, Kızılderililere de, Güney Amerika’daki yerlilere de, Almanya’daki Türklere de, Türkiye’deki azınlıklara da , her yerdeki göçmenlere ve son yıllarda özellikle Suriyelilere de yapılır.

Hatta beyazın kanunları, kuralları ve polisi siyahın bu kötü özellikleri dolayısıyla sırf onların iyiliği için, bir birilerine zarar vermesinler, kötü yola düşmesinler diye kendini onları kontrol etmekle görevli hisseder. Ona iyi bir yurttaş ve itaatkar bir insan olmayı öğretmeye çalışır. Ona kendi dinini ve ideolojisini aşılar.

BIKTIK SİZİN YALANLARINIZDAN: “I AM NOT YOUR NEGRO”

James Baldwin’in yayınlanmamış son kitap taslağından esinlenerek yapılan  “I am not your negro” isimli belgeselde Baldwin şöyle söylüyor:

“Televizyonu uzun süre seyredince Amerikan gerçeklik anlayışına dair korkunç şeyler öğrenmek kaçınılmaz oluyor. Olmak istediğimiz şeyle olduğumuz şey arasındaki uçurum bizi esir etmiş. Bu kıtada süregelen hayatların niye bu denli boş, yavan ve çirkin olduğunu kendimize sormaya razı olana dek olmak istediğimiz şey olamayız. Bu görüntüler insanları huzursuz değil telkin etmek için tasarlanır. Aynı zamanda dünyayla ve kendimizle kendimiz olarak başa çıkma yetimizi zayıflatırlar.”  (wip müstearlı ekşi sözlük yazarının çevirisi)

Baldwin de ırk ayrımcılığının kökeninde insanın kendisiyle, kendi korkularıyla yüzleşememesinin yattığını söyler. Kendisini saf ve temiz olduğuna inanabilmek için kötü olduğuna inanacağı birilerine ihtiyaç duyduğundan söz eder. Baldwin’e göre ırk ayrımcılığının ne olacağını, siyahların yürüttüğü bu mücadelenin nasıl sonuçlanacağını, orta sınıf beyazların tutumu belirleyecektir. Eğer onlar kendi korkularıyla yüzleşme cesaretini gösterebilirler ve kendilerini iyi biri olduğuna inandırmak için beyaz zihni tarafından yaratılmış bir kötüye ihtiyaç duymaktan vaz geçebilirlerse bu sorun çözülebilir.

Kitlelerin çok hızlı bir şekilde linççilere dönüşebilmesi kendi içlerindeki “karanlık tarafla” yüzleşememelerindendir. İnsanlar kendi olumsuz duygu ve düşünceleri ile arzuları ile yüzleşemedikleri için ya diğer ırkları kötüleyecekler ya da her türlü azınlığı, zayıfı, hastayı, kötüleyip kara çalacaklardır. Kara çalması en kolay olan da kara olanlardır.

Dolaysısıyla siyah hakları savunucularının bu döngüyü tersine çevirmek için siyaha sahip çıkmaları ve onu olumsuz imgelerle bir araya getirilmesine karşı mücadele vermeleri gayet yerinde bir stratejidir.

Biz de bu stratejiyi desteklemek için şöyle diyelim: Siyah ya da kara asil olmanın, ilkel, hayvani ve insanın çiğ yanlarını aşmış olmanın sembolüdür. Siyah en güzel ve en asil renk aynı zamanda kararlılığın, sağlamlığın rengidir.

Siyah sahte beyaz dünyadan kurtulmamızın tek çaresidir.

Velhasıl siyah da siyah hayatlar da çok önemlidir.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*