Komplocu Paranoid Gruplar

HEDEFİNİ ŞAŞIRMIŞ BİR İSYANIN ÜRÜNÜ OLARAK KOMPLOCU PARANOİD GRUPLAR

Doğan Şahin

 

GİRİŞ

Bu yazıda son yıllarda giderek artan her şeyden şüphelenen, kimseye güvenmeyen ve her işin ardında bir komplo arayan insan gruplarını ele alacak ve bu insanların nasıl gruplaştıklarını, ne gibi özellikler gösterdiklerini ele alacağım.

Görüşlerimi tezler biçiminde sunmak suretiyle hem daha tartışmaya açık hale getirebileceğimi hem de okuduktan sonra söylemek istediğim fikirlerin esasının daha çok akılda kalabileceğini düşündüm.  Ayrıca bu şekilde yazmak sadece tezleri okuyan birinin de yazı hakkında bir fikri olmasını sağlayabilir.  Tez sayısının 11 adet olması “11. Tez” e bir göndermedir.

Tez 1: İnsanların birbirlerine, hükümetlere, kurumlara ve uzmanlara güvenleri azalmaktadır. 

Fukuyama, “Büyük Çözülme” adlı kitabında, toplumlarının 1960’tan itibaren büyük bir kriz ve çözülme içinde olduğunu ileri sürmektedir. Bu çözülmenin en büyük göstergesi güvende azalmadır. İnsanların birbirlerine, kurumlara, hükümetlere ve bilime olan güveni azalmıştır. Akrabalık ve aile ilişkileri yüzeyselleşmiş, evlilik ve doğum oranları azalırken, boşanma oranları artmıştır.

Russell Hardin, yaşadığımız çağın bir “güvensizlik çağı” olduğunu belirtir. İnsanların birbirleriyle çokça etkileşimde olmasına karşın insanların birbirlerine az güvenmesi veya güvenmemesi, aslında bu çağın ruhunu çok iyi yansıtmaktadır.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, insanların sadece birbirlerine değil, uzmanlıklara, kurumlara duydukları güven de azalıyor. Yani artık insanlar, öğretmenlere, doktorlara, üreticilere vb de daha az güveniyor.

Bunun en önemli nedenlerinden biri sosyal medya sayesinde kusurların çabukça ortaya konabilmesi ve bunların çok çabuk yayılması. Bir paketten çıkan bozuk bir ürünün aynı gün tüm dünyada biliniyor oluşu ürüne güvensizliği artırıyor.  En ücra bir yerdeki bir hekim hatası ya da hekim hatası gibi görünen şey, kısa sürede tüm ülkeye yayılıyor ve bunlar hatasız ve düzgün yapılan şeyleri çok hızlı bir şekilde etkisizleştiriyor.

 

Tez 2: Kurumların ve hizmetlerin iyi olmadığı, insan hakları, özgürlük, adalet konularında sorunları olan ülkelerde güvensizlik daha da fazladır.

Yapılan birkaç uluslararası araştırmada, insanların birbirine en az güvendiği ülkelerden birinin Türkiye olduğu görüldü.

Dünya Değerler Araştırması’nın 2011 verilerine göre Türkiye’de “çoğu insanı güvenilir” görenlerin oranı sadece % 11,6 iken “dikkatli olunması gerekir” diyenlerin oranı ise % 82,9’dur.

Güven düzeyi en yüksek olan ülkeler; % 76 Danimarka, % 75 Norveç ve % 71 İsveç’tir. Bu araştırmada yer alan diğer bazı ülkelerin güven düzeyi ise şu şekildedir: Amerika % 34,8, Çin % 60,3, Almanya % 44,6, Rusya % 27,8, Hollanda % 66,1

1995-96 yıllarında OECD ülkeleri arasında yapılan güven araştırmasında, % 65,3 ile bir İskandinav ülkesi olan Norveç güven düzeyinin en yüksek olduğu ülke konumundayken, Türkiye % 6,5 ile güven seviyesi en düşük olan ülkeler arasında yerini almıştır.

Tekrarlayan keyfilikler, adaletsizlikler, yolsuzluklar, liyakatsiz kişilerin sergilediği yetersizlikler, ciddi ekonomik sıkıntılarla birleştiğinde bunlara insan hakları, özgürlükler, demokrasi konusundaki sorunlar da eklendiğinde bu kadar düşük güven oranı anlaşılabilir oluyor.

Güven ve Hukukun Üstünlüğü (Rule of Law index) Arasındaki Pozitif İlişki

Kaynak: Dünya Değerler Araştırması ve World Justice Project, Rule of Law Index

 

Birbirine, kurumlara ve hükümetlere güven duymayan, kabul edilen birçok şeyden kuşku duyan insanlar artan iletişim kanalları ile birbirlerini bulup bir araya geldiklerinde özgün gruplar oluştururlar.

Tez 4: Günümüzde paranoidler için geçmişe göre bir araya gelme ve örgütlenme olanakları çok daha fazladır.  

Paranoid özellikler gösteren kişiler başkalarına güvenmedikleri için başkalarıyla temas kurmakta da son derece ihtiyatlı davranır ve kolay iletişim ve ilişki kurmazlar. Dolayısıyla örgütlenmeleri zor olan insanlardır.

Ancak, internetin yaygınlaşması ve sosyal medyanın günlük hayatın bir parçası haline gelmesiyle dileyen insanlar kimliklerini gizleyerek iletişim kurabilme imkanına kavuştular. Böylelikle paranoidler için de başkalarıyla iletişim, gruplaşma ve çeşitli hareketle katılma olanakları ciddi ölçüde artmış oldu.

Bunun yanı sıra paranoid özellikler gösteren kişilerin başkalarıyla etkileşimlerinin artmasının ve gruplar oluşturabilmelerinin önemli bir nedeni daha bulunmaktadır. İnternet uygulamaları başkalarıyla riskli etkileşimlere girmeden onları uzun süre gözlemleme olanağı verir. Yazılarını, gönderilerini okur; onlar hakkında fikir elde edebilir ve “güvenebilecekleri” kişileri seçebilirler. Kendisi gibi düşünen, benzer fikirleri olan kişileri veya grupları kolaylıkla bulabilir ve o gruplara katılabilir ya da örgütlü olmadan aynı fikirleri savunan daha gevşek bağları olan yaygın gruplar oluşturabilirler.

Şimdi de bu şüpheler ve güvensizlikler temelinde bir araya gelen insanların oluşturdukları grupların özelliklerine bakalım.

Tez 4: Başkalarına güvenmeyen insanlar da örgütlenebilir ve nasıl ki grup narsisizmi varsa grup paranoidisi de olabilir.

Bilindiği üzere E. Fromm, grup narsisizmi diye bir kavram ileri sürmüş ve bazı grupların bireysel olarak karşılanamayan narsisistik gereksinimleri yerine getirebildiklerinden söz etmişti.  Kişiler yücelttikleri bir gruba üye olarak kendilerini de bu suretle daha değerli ve önemli hissederler. Böylesi topluluklar o gruba ait olmayı daha değerli ve anlamlı yapmak için bir dizi inanış geliştir ve bir çeşit ideoloji yaratırlar. Mesela bir ülkedeki farklı futbol takımlarının taraftarları, en iyi takımın kendilerinin takımı olduğuna yürekten inanırlar. Bunu desteklemek üzere başarılarını ve olumlu yanlarını abartır, başarısızlıklarını veya olumsuz yanlarını önemsizleştirirler. Narsisistik grupların ürettikleri inanış ve mitler aynı zamanda bu grubu bir arda tutan çimentoya dönüşür.

Acaba benzer bir şeyi paranoid gereksinimler için de tanımlayabilir miyiz?

O zaman önce paranoid gereksinimleri tanımlamamız gerekir. Nedir paranoid gereksinimin esası.

Tez 5 : Paranoid grupların temel etkinliği başkalarının kötü, kötü niyetli, iki yüzlü, sahtekar olduğunu göstererek  kendini aklamaya çalışmaktır.

Kötü biri olabileceğimize ya da içimizde kötü bir taraf olabileceğine dair “haklı şüphelerimizi” ortadan kaldırmak amacıyla, başkalarında bu kötülükleri görmeye yönelik ruhsal etkinliklerimizi paranoid etkinlikler olarak tanımlayabiliriz.

Başkalarının kötü olduğuna kendimizi inandırırsak ve saptadığımız kötülüklere karşı çıkıyorsak, o zaman biz iyiyiz demektir. Artık kendi adımıza şüphelenmeyi daha kolay bastırabiliriz.

Bireylerin olduğu gibi toplulukların da kendilerinin kötü olabileceğine dair haklı şüpheleri olması doğaldır. Mesela ulusların çeşitli savaşlarda kötü şeyler yapmış olmakla, başkalarının toprağında, malında, mülkünde gözü olmakla ya da başka ulusları egemenliği altına almakla ilgili arzuları olabilir ve bununla ilgili suçluluk duyabilirler ya da kendilerini böyle algılamak istemiyor olabilirler. O zaman başka ülkeleri emperyalist, işgalci yağmacı vb olarak nitelersek kendimizin de öyle niyetleri olduğunu inkar edebiliriz.

Dolayısıyla toplumların ve daha küçük toplulukların da bu tür etkinliklere ihtiyaç duyduklarını ileri sürebiliriz ve grupların bu etkinliklerine “grup paranoidisi”, bu amaçla bir araya gelen insanların oluşturduğu grupların her birine de “paranoid grup” diyebiliriz.

Ancak paranoid gruplar çok farklı içerikler etrafında oluşabileceği için farklı büyüklüklerde olabilirler. Her zaman ulus ölçeğinde olmaz.

Grupların narsisistik gereksinimleri ile paranoid gereksinimleri bazı durumlarda iç içe geçe bilse de aralarında şöyle bir fark olduğunu söyleyebiliriz: Narsisistik ruhsal etkinlikler, grubun değerli, özel, üstün olduğunu göstermeye yönelik faaliyetlerken, paranoid faaliyetler grubun kötülük yapmayacağına, adil ve iyi veya merhametli olduğunu   ve asıl kötü olanın başkalarının olduğunu göstermeye yöneliktir.

 

Tez 6: grupların farklı özellikleri olsa da benzer yanları da vardır

Gruplar da bireyler gibi farklı olgunluk düzeyinde olabilirler. Oldukça tutarlı ve öz eleştiri yeteneğini koruyan gruplar olabilir. Ancak bizim sözünü ettiğimiz, ilkel gereksinimlerini karşılamak amacıyla oluşmuş gruplar borderline düzeyindeki insanlar gibidir. Tutarlı, kararlı bir kendilik ne nesne tasarımları yoktur. Birbirine zıt fikirleri savunabilir, hasım gördükleri diğer gruplara ya da kendilerine dair algıları büyük değişiklikler gösterebilir. Ayrıca bugün dost olan yarın düşman, bugün düşman olan yarın dost olarak algılanabilir.

Le Bon’un tüm gruplara özgü gibi tanımladığı özellikler daha çok bu düzeydeki gruplar için geçerlidir.  Le Bon, bir araya gelip bir kitle oluşturan insanların, ortak bir ruh kazandığını söyler. Kaynaşmış bir gruba üye olan kişiler grubun ortaklaşa gücünü kendilerinde de hissettikleri için kendi başına iken kontrol edeceği, bastıracağı bazı ilkel güdülerini serbest bırakır.

Tek başına bir bireyin hissedebileceği kimi korkular, sorumluluklar ve vicdanlılık, bir araya gelmiş gruplarda ortadan kalkar. Grup birbirinden aldığı güçle daha baskın ve dayatmacı olma eğilimi gösterir

Gruplarda önemli özelliklerden biri de duygu ve düşüncelerin bulaşıcılığıdır. Birbiri ile dayanışma duygusu içinde bulunan bireyler birbirlerinin duygu ve düşüncelerin sorgulamaz, ona kolaylıkla katılım gösterirler, hele grupta öne çıkanlar ve varsa liderlerin söylemleri bir çeşit telkin yoluyla herkese bulaşır.

Tüm bu süreçler bu gruplarda yer alan bireylerin giderek ortaklaşmasına ve aynı yöne yönelmesine neden olur ve aynı yöndeki isteklerin eyleme dönüşme olasılığı da artmış olur.

Kitle haline gelindiğinde şüpheler, kesin yargılara; hoşnutsuzluklar, kolayca nefrete dönüşür.

Le Bon’a göre bir araya gelmiş kitlelerde birbirine aykırı fikirler, barış içinde bir arada varlıklarını sürüdürler, aralarındaki mantıksal tutarsızlıklar asla bir çatışmaya yol açmaz. Farklı zamanlarda bu birbirlerine zıt fikirleri aynı şiddetle savunabilirler.

Böylesi kitlelerin başka bir özelliği ise gerçeğe susamışlık diye bir şeyi asla tanımamalarıdır. Gerçek dışı düşünceler ve hayaller, gerçeklerden daha önce gelir.

Grup psikolojisi ile ilgili önemli bir konuda grubu bir arada tutmaya yarayan, kendisine inanan ve tutkuyla anlatacak bir şeyleri olan liderlerdir. İnsanlara farklı ve yeni bir şey söylüyor ve onlara ümit veriyor ya da yeni bir şey sunuyordur.

 

Tez 7: Paranoid grupların birçok özelliği, diğer gruplardan farklılık gösterir

Paranoid gruplar en çok başkalarının gizli ve kötü niyetleri olduğuna ve dünyanın yalanlar, sahtekarlıklar ve gizli kapaklı işlerle dolu bir yer olduğuna ve arka planda birilerinin bir iş çevirdiğine dair teoriler üretirler.

Birey kendi kötülüğüne dair şüphelerini onları inkar ederek ve dışarı yansıtarak kurtulmaya çalışsa da, gene de kendi başına yaptığı bu uğraşı, bunan inanan bir topluluğun desteği kadar kendisini rahatlatmaz.

Aynı fikirlere topluca inanıldığında, birincisi daha derli toplu ve hazır bir inanç oluşur, her bireyin yeniden bir şeyler kurgulaması gerekmez ikincisi de hep birlikte savunulduğunda inandırıcılığı artmış olur. Bir deyim olan “Türk’ün, Türk’e propagandasının” böyle bir işte işlevi vardır.

Paylaşılan komplo teorilerinin bireysel hikayelere göre bir başka avantajı de topluluğun her gün yeni argümanlar geliştirebilmesidir. Alakasız durumları kendi görüşlerinin kanıtı gibi ele almak, gene hiç de o anlama gelmeyecek verileri itiraz ettikleri fikirlerin çürütülmesinin delili gibi yorumlamak suretiyle giderek daha törpülenmiş, şekillenmiş ve basit mantık hatalarından kısmen korunmuş fikirlere dönüşür. Daha kolay savunulabilir olurlar.

Komplo teorilerine inanmanın bunlara ek olarak bir yararı da kendi cahilliği ile yüzleşmekten kişiyi korumasıdır. Komplo teorileri oldukça karmaşık ve kişi tarafından anlaşılması zor konuları anlamış gibi yapabilmesine imkan verir.

Bir düzdünya savunucusu bloguna şöyle bir şey yazmıştı. “Bilim insanları bizim anlamamız mümkün olmayan karmaşık astrofizik kuramları ile dünyanın küre şeklide olduğunu söylüyorlar, bize ulaşamayacağımız uzay fotoğrafları gösteriyorlar ve bunlara inanmamızı söylüyorlar. Ben kendi deneyimime bakarım, ufuk çizgisine baktığımda düz görünüyor.”

Tıpkı burçlar gibi. İnsan kişiliği son derece karmaşık ve anlaşılması zor bir şey olduğu için, çok üst düzey bir bilgi gerektiren bir şeydir, mesela psikolog olmak bile yetmez. Bir psikoloğun kişilik gibi bir kavramı çeşitli boyutları ve gelişim süreçleriyle layıkıyla kavraması sıklıkla en azından yüksek lisans ama genellikle ancak klinik psikoloji doktorası yaptıktan sonra mümkün olur. Bir psikiyatri uzmanının ise bu konuda özel olarak çalışmış olması gerektirir. Elbette çok çalışkan, kendisini eğiten az sayıda aksine örnek vardır ancak çok zor ve uzmanlık gerektiren bir şeydir ve ortalama bir insanın fikir yürütmesinin zor olduğu bir alandır. Tıpkı moleküler biyoloji veya astrofizik gibi. Ama bir günde öğrenebileceğiniz burçları, kişiliği açıklayan bir şey olarak kullandığınızda bütün bu cahilliğinizden kurtulmuş ve meseleyi kavramış hissederseniz.

İşte tıpkı bunun gibi tıbbi konular ya da dünya ekonomisinin işleyişi de çok fazla uzmanlık gerektiren şeylerdir. Oysa komplo teorileri basitçe her şeyi açıklar. Dünyayı beş aile yönetiyor. Her şey İsrail’in oyunu vb vb.

Tez 8: Paranoid gruplar sistem karşıtı görünmekle beraber sisteme hizmet ederler

Hayatlarından memnun olmayan ve bunu başkalarının kötülüğüne bağlayan kişiler her işte bir bit yeniği ararken, dolaşımda olan, tartışılan gündemdeki konulara dair de içinde bir itiraz barındıran fikirleri benimserler. Yaralı, acılı ve hırçın bireyler isyan duygusu içinde çatacak yer ararlar. Kendi yaşadıkları olumsuzluklardan kurumları, uzmanları ve hükümetleri sorumlu saydıkları için de onların dediklerine karşı gelmek, itiraz etmek isterler.

Öte yandan daha önce paranoid kişilik bozukluğu yazımda belirttiğim gibi bu bireylerin çoğunlukla kendilerini suçlayan, eleştiren ve kötü biri olduklarını söyleyen ebeveynleri olmuştur. Yani otorite figürlerine ve onların düzenlerine karşı ezelden bir hınçları vardır.

Dolayısıyla hissettikleri öfkeyi, otorite olarak gördükleri her şeye yöneltirler. Nüanslara dikkat etmedikleri için de toptancı bir anlayışla mevcut sistemde bir şekilde rolü olan her şeyi ve bu arada bilimi veya bilimsel araştırmalarla elde edilen her şeyi de kötü ve zararlı sayarlar. Aslında ittifak yapabilecekleri mesela halk sağlığı yararına çalışan kurumları ve bireyleri ayırt edemezler.

Toptan, var olan her şeye itiraz eder ve güvenmezler. Her şeye karşı çıktıkları için muhalif gibi görünecek bu tutumlar aslında gerçek sorunları sakladıkları ve itirazları yanlış yönlendirdikleri için niyetlerinin aksine nihayetinde sisteme hizmet ederler

Şunu demek istiyorum mesela sağlıkla ilgili sorunları ilaç şirketlerinin kötü niyetine bağladıklarında sağlıkla ilgili temel sorunların gizlenmesine yardımcı olmuş olurlar. Sağlıktaki temel sorun bazı ilaç şirketlerinin kar hırsıyla davranmaları, zaman zaman araştırmaları çarpıtmaları, yanlı yayın yaptırmaları değildir. Bunlar önemsiz şeyler değildir ama esası oluşturmazlar.  Temel sorun, yaygın sağlıksız beslenme, koruyucu sağlık hizmetlerinin yetersizliği, olumsuz çalışma ve yaşam koşulları ve sağlık sektörünün giderek tümüyle kapitalist işletmeler aracılığıyla çalışıyor olmasıdır

Öte yandan itiraz ederek değiştirdikleri tüketim alışkanlıkları da yeni bir endüstri oluşturur. Bugün bu fikirler sayesinde hemen hemen hiçbir işe yaramayan çeşitli “sağlıklı” ve “organik” ürünlere dair pazar olağanüstü boyutlara ulaşmış ve oldukça yüksek kar oranlarına sahip yeni bir kapitalist üretim alanı olmuştur.

Tez 9: Paranoid gruplar her alanda ana akımdan farklılık gösteren fikirlerden beslenir

Paranoid grup etkinliklerindeki artışla beraber ilaç karşıtlığı, aşı karşıtlığı, bilimsel verilere karşıtlık gösteren birey ve grupların sayısında artışlar gözlenmektedir.

Bu grupların birçoğunda temel inanç kendilerine yalan söylendiğidir.

Mesela en uç örneklerden biri olan “düz dünya” grubu en temel bilgilerden birine itiraz ederken kandırılmaya çalışıldıklarını da iddia etmiş olurlar. Onlara göre “Dünya hakikatte düz olmasına rağmen, bazı çıkar grupları, insanları kandırarak dünyanın yuvarlak olduğunda inanmalarını sağlamaya çalışmaktadır.”

Pandeminin başlarında hastalığın olmadığını veya kasti olarak yaratıldığını amacın insanları aşılamak suretiyle kontrol etmek veya öldürmek olduğuna inanıyorlardı. İnsanların kontrol edilmediğini ya da ölmedikleri ortaya çıktığında bu sefer de aşı olanlarda yan etkiler görülüyor, kalp hastalıkları ve kanser artıyor demeye başladılar. Başlangıçtaki tezlerinin doğru çıkmamasına aldırmadılar, çünkü kötü olanlar başkaları ise kendileri daima iyi ve haklıdır.

Tez 10: Paranoid grupların sistemin ekmeğine yağ sürüyor oluşları, ilelebet böyle olacağı anlamına gelmez, silahın ters tepme ihtimali de oldukça yüksektir

Hayatlarından memnun olmayan ve bir katakulliye getirildiğine inandığı için önüne gelen birçok şeye bilinçsizce itiraz eden ve bazı temel değerlere de saldıran bu kitleler yukarıda dediğim gibi düzeni devam ettirmenin araçlarından biri gibi işlev görmektedirler.

Çoğunlukla değişiklik getireceğini söyleyen, sığ, popüler sağcı liderleri desteklerler. Trump gibi ırkçı söylemleri, insan haklarına, kadın haklarına karşı tutumları olan liderler, öfke duydukları ana akım politikacılardan farklı zannedilerek desteklenir.

Ancak bu gruplarda yer alan insanların çoğu dezavantajlı pozisyonlardaki insanlardır, yani çok para kazanmıyorlar ve iyi ir refah düzeyleri yoktur. Sisteme entegre olamamış, kendilerini dışlanmış olarak algıladıkları için sistemin değişmesini istemektedirler. Yani henüz böyle bir pozisyon almamış olmasalar da devrimci bir potansiyel barındırmaktadırlar. Onlara seslenebilen ve daha iyi bir dünya için gerçekten çaba gösteren hareketleri ve siyasi örgütleri destekleyebilirler.

Tez 11: Ezilmişlerin, itilip kakılmışların amaçsız hınç ve öfkelerine karşı hostil bir tutum almaktansa onları anlayıp iletişim kurarak dönüştürebiliriz.

Daha iyi bir dünya, daha iyi bir toplum için çaba harcayan birçok kişi ve kurumun bu gruplara karşı öfkeli hatta yer yer düşmanca tutum aldıklarını söyleyebiliriz. Oysa bu insanlar çoğunlukla var olan sisteme duydukları öfkeyi doğru yönlendiremeyen insanlar. Yani daha iyi bir dünya kurmak isteyecek insanların, mücadele edeceği değil, anlaması ve kucaklaması gereken ve ittifak yapabileceği insanlar.

Kaynaklar

Fukuyama F (2005) Güven, Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması, Çev: A. Buğdaycı, Şefik Matbaası, 3. Basım İstanbul.

Fukuyama F (2017) Büyük Çözülme: İnsan Doğası ve Toplumsal Düzenin Yeniden Oluşturulması. Çev: H. Kaya, Profil Kitap, İstanbul

Hardin, R. (2006). Trust. Cambridge: Polity Press

Le Bon G (1997) Kitleler Psikolojisi, Çev: Y. Ender, Hayat Yayıncılık, İstanbul

Newton K. (2001) Trust, Social Capital, Civil Society, and Democracy. International Political Science Review, 22/2: 201-214.

Tepav: https://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/5273/Turkler+neden+birbirine+guvenmez_

TESEV (1999), Devrim, Evrim ve Statüko: Türkiye’de Sosyal, Siyasal, Ekonomik Değerler

The World Value Survey (WVS): Data: Data on trust and many other social and cultural characteristics from cross-national and time-series surveys.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın