NESNE İLİŞKİLERİ TEMELLİ KİŞİLİK KURAMI ÜZERİNDEN PARANOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU

NESNE İLİŞKİLERİ TEMELLİ KİŞİLİK KURAMI ÜZERİNDEN PARANOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU 

Doğan Şahin
Bir karakter yaratmak

Emekli olup tiyatro eğitimi almaya başladığımda terapist eğitimi ile oyuncu eğitimi arasında benzerlikler olduğunu fark ettim. Her ikisinin de bir karakterin nasıl düşündüğünü, nasıl hissettiğini doğru anlaması gerekiyor. Birinin hastası ile diğerininse canlandıracağı karakterle çok iyi empati kurması ve hatta bana kalırsa özdeşim yapması gerekiyor. Tam olarak O nasıl hissediyorsa öyle hissetmesi, O nasıl düşünüyorsa öyle düşünmesi, hayata bir süreliğine onun gözlerinden bakması gerekiyor. Terapist bunu görece kısa sürelerle yapıp sonrasında gözlemci egosunu devreye sokarken oyuncunun daha uzun süre karakteri ile özdeşim içinde kalması gerekiyor.  Acaba terapistin ve oyuncunun empati ve özdeşim kurma becerisi nasıl artırılabilir? 

Başka biri gibi düşünebilmenin, hissedebilmenin kolay yolları var mıdır? 

Bu soruya uzunca bir süre çeşitli yanıtlar verdikten sonra bir karakterin kavranmasını sağlayan en iyi yolun, karakteri çeşitli nesne ilişkileri içinde hayal etmekten geçtiği sonucuna vardım.  Bu yola ilişkin teorik çerçevenin de nesne ilişkileri kuramı aracılığıyla oluşturulabileceğini düşündüm. 

Yeni bir kişilik bozukluğu modeli gerekli mi?

DSM ve ICD tanı sistemleri kişilik bozukluklarını her kişilik bozukluğuna özgü belirtiler üzerinden tanımlar. Ancak her kişilik bozukluğunda kişiliğin başka yönlerine bakar. Diyelim bağımlı kişilik bozukluğunda odak noktası insan ilişkilerinde desteksiz kalmak korkusuyla kabul edilme çabasına bağlı tutumlar ön planda iken; obsesif kompulsif kişilik bozukluğunda yargılayıcı ve sert süper ego ile uzlaşma çabasına bağlı fenomenler ön plandadır. Mesela bağımlı kişilik bozukluğunun süper egosunun nasıl olduğuna dair bir şey yoktur ya da  şizotipal ve histrionik kişilik bozukluklarında kişilerin konuşma stilleri üzerinde durulurken diğerlerinin konuşmalarında nasıl özellikler olduğundan hiç bahsedilmez.

Oysa eğer kişilik sorunlarından ve özel olarak da kişilik bozukluklarından konuşacaksak, hele bir tanısal sistem kuracaksak, aynı niteliklerin kişilik tiplerinde nasıl tezahür ettiğini söylemek daha sistematik bir kavrayış sağlayacaktır. Amacım bu yeni ve daha geniş perspektiften tüm kişilik tiplerini ve kişilik bozukluklarını ele alarak daha iyi ve daha kapsamlı kavranmalarını kolaylaştıracak kapsamlı bir sistem kurmak. Bu sistem sayesinde ayrıca her bir birey de daha iyi kavranabilecek, onunla daha kolay empati kurulup anlaşılacaktır.  Ancak tüm bu işi bitirmem bir seneden uzun bir zaman alacaktır. O yüzden bu yazımda bir karakterin nasıl ele alınması gerektiğine dair düşüncelerimi sadece paranoid kişilik bozukluğu üzerinden göstereceğim.  Diğerlerini umarım seneye kitap olarak okuyacaksınız.

Yeni modele giriş

Romanlarda, filmlerde hatta biyografilerde ele alınan kişilerin çoğunlukla karmaşık bir karakterden ziyade birer tip olduklarını çocukken fark etmiş ve rahatsızlık duymuştum. Bir roman ne kadar kötü ise bu özellik o kadar belirgin hale gelir, insanlar sürekli aynı nesne ilişki kalıbını tekrarlayıp dururlar. Cimri bir karakter devamlı cimrilik yapar; kimseye bir şey vermez ve bununla ilgili herhangi bir çatışma yaşamaz.  Ya da cömert biri hep verici davranır, hep iyi kalpli ve düşüncelidir; insanlara sürekli bir şey veriyor oluşu ile ilgili bir çatışma, bir pişmanlık yaşamaz. Keza iyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. Dünyanın ve insanların kötü karikatürlerinden oluşan bu basitleştirilmiş dünya, dünyayı daha iyi anladığımız yanılgısı ve dolayısıyla davranışları kolayca öngörebilip hatta kontrol edebileceğimiz hissini uyandırarak bizi rahatlatır.

Gerçek dünyada insanlar daha karmaşıktır, insanlar böylesi tipler şeklinde değildir ve onların nasıl hissedip ne düşündüğünü bilemediğimiz, anladığımızda şaşırdığımız durumlar olur.  Kurgularda kurgucu daha baştan her kahramana karşı ne hissedeceğimizi belirleyip hep öyle hissetmemizi sağlarken gerçek dünyada insanlara karşı sık sık ne düşüneceğimizi ve nasıl hissedeceğimizi bilemediğimiz durumlar olur. Gerçek hayatta en tutarlı, en sabit karakterlerde bile, yüzeyde görünen tutarlılığın altında bir karmaşa; birbiriyle çatışan arzular, duygular, endişeler ve korkular vardır.

İster bir roman karakteri olsun ister bir vaka sunumu olsun; bir insanın kişiliğini ve karakter özelliklerini yeterli ölçüde anlatabilmek için kanımca şu özelliklerin inceleniyor ya da en azından bahsediliyor olması gerekir:
1)      Kendilik tasarımı,

2)      Nesne tasarımı,

3)      Baskın nesne ilişkileri

4)      Baskın nesne ilişkisi ile çatışmada olan örtülü nesne ilişkileri, 

5)      Görünen ve örtülü nesne ilişkileri arasındaki bağlantılar,

6)      Fiksasyonlar,

7)      Savunma mekanizmaları,

8)      Özdeşim nesneleri,

9)      Genel görünüm,

10)   Kendilik saygısı,

11)   Süperego nitelikleri, ahlak anlayışı, değer dünyası, 

12)   Bilgi işleme tarzı,

13)   Mizaç ve duygulanım,

14)   Cinsel yaşam,

15)   Anne – baba ilişkileri,

16)   Arkadaşlık ilişkileri,

17)   Aşk ilişkileri,

18)   Hayaller,

19)   İş ve toplumsal Uyum.

I.                   KENDİLİK TASARIMI

İnsanların, kendilerinin nasıl bir insan olduğuna dair fikirlerinin bileşkesine kendilik tasarımı denir. Kendilik tasarımı, nevrotik ve borderline kişilik örgütlenmesi gösteren insanlarda önemli farklılıklar gösterir. Nevrotik kişilik örgütlenmesi gösteren kişilerde kendilik tasarımı bütünlüklü, kararlı ve tutarlı iken; borderline kişilik örgütlenmesi gösteren kişilerde kendilik tasarımı bütünlükten, tutarlılıktan ve kararlılıktan yoksundur. Yani nevrotikler kendilerinin iyi ve kötü yanlarını bir arada görebilirlerken borderline kişilik örgütlenmesi gösteren kimseler belirli bir anda ya iyi yanlarını ya da  kötü yanlarını görebilir, ikisini bir arada algılayamazlar. Dolayısıyla  nevrotiklerin kendileri hakkında kanaatleri ılımlıdır, kendilerini uçlarda çok iyi veya çok kötü olarak değerlendirmezler. Aynı zamanda nevrotiklerin kendileri ile ilgili kanaatleri kararlıdır. Sık sık değişmez ve kendi içinde de tutarlıdır. Oysa borderline kişilik örgütlenmesi gösteren kimselerde kendi hakkındaki kanaatleri sık sık değişir ve kendi içinde de tutarlı bir bütünlük oluşturmaz. 

Edebiyatta, tiyatroda ve sinemada sık yapılan hatalardan biri yaratılan karakterin kimi bakımlardan borderline kişilik örgütlenmesi gösterirken, başka bakımlardan bununla çelişecek şekilde nevrotik kişilik örgütlenmesi göstermesidir.

Elbette nispeten stabil bir dönemde nevrotik gibi görünen ama stres altında borderline tepkiler veren vakalar vardır; ancak bir insan bazen çok olgun bir nevrotik, bazen de alt düzey bir borderline olmaz.  Zaman zaman borderline tepkiler veren nevrotikler normal nevrotiklerden çok karakter nevrozu gösteren kimselerdir.

Bir romanda veya filmde karakterin kendilik tasarımını, çeşitli yerlerde kendi hakkında söylediklerinden ve çeşitli duygu, düşünce ve davranışlarının ardında kendisini nasıl algıladığına dair olası varsayımlarından anlayabiliriz.

Bir klinisyen olarak da aynı romandaki gibi hastanın kendisi ile ilgili söylediklerinden yola çıkabiliriz, çeşitli zamanlarda kendisi hakkında söylediklerini takip ederek o kişinin kendilik tasarımının nasıl olduğunu çıkarabiliriz.

Benim önerim kendilik tasarımının sıfatlardan değil nesne ilişkilerinden oluşturulmasıdır. Yani ister kişinin kendisi hakkında doğrudan söyledikleri olsun, ister bizim onun çeşitli ifadelerinden yola çıkarak varsaydığımız imgeler olsun; karamsar, iyi kalpli, yardım sever vb gibi sıfatlar yerine nesne ilişkilerini koymaya çalışalım.

Karamsar ifadesini ele alalım, hasta kendisinin karamsar biri olduğunu söylerken ne tür nesne ilişkilerinden hareket etmektedir. Bu kanaate varmasına neden olan nesne ilişkileri nelerdir? Bu nesne ilişkisinde kendisini karamsar olarak tanımlarken nesneyi nasıl algılamakta ve ne hissetmektedir? Nesneden beklentisi nedir? Böyle baktığımızda hem o kişiyi daha iyi kavramış oluruz hem de onunla empati yapmamız çok kolaylaşmış olur. 

Somut bir örnek verecek olursak karamsar sıfatı yerine hastanın aktardığı bir nesne ilişkisini koyalım:


Kendilik tasarımı: Dünyadaki kirlenmenin, küresel ısınmanın, kutuplardaki buzulların erimesinin, gelişmiş ülkelerin kar hırsı ile dünyayı nasıl yok ettiğinin farkında ama bir şey yapamayacağına inanıyor, bir ümidi yok.  çaresizce her şeyin daha kötüye gittiğini seyrederek ölecek biri.

 
Nesne tasarımı: Dünyada kirlilik her gün artmakta, küresel ısınma, artık kutuplardaki buzulların erimesi durdurulamayacak bir boyuta ulaşmış; gelir adaletsizliği her gün biraz daha artıyor; demokrasilerin yerini daha totaliter baskıcı rejimler alıyor; dünyanın sonu geliyor ayrıca insanlar ya bunun farkında değil ya da aldırmıyorlar.  

 
Duygulanım: Karamsarlık, çaresizlik, kızgınlık, yalnızlık…

Bu verilerle, bu çerçevede düşündüğümüz vakit sadece kişinin karamsarlığının neye dair olduğunu anlamakta kalmıyoruz, bu karamsarlığın içeriğini nelerin oluşturduğunu, neler düşünüyor olabileceğini, nasıl hissettiğini de anlıyoruz. Artık bu kişiyi anlamamız ve empati yapıp özdeşim kurmamız çok daha kolay olacaktır.  Ancak tam olarak onun gibi düşünmek ve hissetmek için bir karakterin daha birçok özelliğini bilmemiz gerekecek, ilerleyelim…

Paranoid karakterlerin kendilik tasarımlarına gelecek olursak… Kendilerinin her bakımdan hatasız olduklarına inanmaya çalışır ve kendilerinden şüphelenmemek için sürekli çaba sarf ederler. Hatasız ve kabahatsiz olduklarına inanmak isterler. Paranoidlere nasıl biri oldukları sorulduğunda en sık, “haksızlık yapmayan ama haksızlığa da gelemeyen, adil biri’’ olduklarını ifade ederler. Bunun yanında iyi niyetli olduklarını vurgulayabilir, kolay kandırıldıklarını iddia edebilirler.

Çeşitli varyasyonları ile sık rastlanan paranoid kendilik tasarımı örnekleri şunlardır;

Kesinlikle kimseyi kandırmayacak, aldatmayacak, daima sözünde duracak, asla yalan söylemeyecek, mert, açık sözlü ve dürüst biri,

Kimseyi kullanmayan, kimseden yararlanmayan, kendini düşünmeyen, herkese adil davranan, kimsenin hakkını yemeyen, hakkından fazlasını almayan, adil biri,

Her türlü cinsel hafiflikten, ucuz ilişkilerden, basitlikten azade, her zaman asil, saygın ve ciddi biri,Açgözlü ve hırslı olmayan, kendinden önce başkalarını düşünen, arzularına, isteklerine, dürtülerine göre davranmayan, başkalarını ve toplumsal değerleri dikkate alan biri,

 Ancak bu görünen ve kişinin bilincinde olduğu kendilik tasarımlarının yanında splitting, disosiyasyon ve/veya represyonla bilinçte uzak tutulmaya çalışılan başka kendilik tasarımları da vardır. Bunlar ise kendisinin yalancı, sahtekar, annesini-babasını kandırmaya çalışan, onlardan bir şey saklayan, cinsel istekleri olan, ahlaksız, bencil vb biri olduğuna dair kendilik imgelerinden oluşur.   

 II.                 NESNE TASARIMI

Nesne tasarımı, aile üyeleri başta olmak üzere yakın ilişkilerdeki insanlar ile dünyaya ve insanlara dair genel kanaatlerden oluşur. Bir karakterin nesne tasarımlarını bilmediğimiz zaman, ister hastasını anlamaya çalışan bir terapist, ister bir roman kahramanını anlamaya çalışan bir okuyucu isterse bir karakteri canlandırmaya çalışan bir oyuncu olalım o karakteri anlamakta zorlanırız.

Kişinin önemli ötekilere (annesi, babası, varsa kardeşleri, eşi, çocukları vb) ve bu dünyaya dair nesne tasarımları onun nasıl biri olduğunu ve çeşitli durumlarda neden öyle davrandığını anlamamıza çok yardım eder.

Paranoid karakterlerin başkalarına ilişkin tasarımlarının ana çekirdeğini onların yalancı, sahtekar, dolandırıcı, içten pazarlıklı, art niyetli, ahlaksız, adi vb olmaları gibi şeyler oluşturur. İnsanlara yönelik olumsuz duygu ve düşüncelerinden şüphe duymamak için de sürekli başkalarının kusurlarını bulmaya çalışır ve kendilerine göre kusur kabul ettikleri şeylere dört elle sarılırlar.

Paranoid karakterlerde sık görülen diğer insanlara dair nesne tasarımı örnekleri şunlardır;

Sahtekar, insanları kandıran, sözünde durmayan, güvenilmez, yalancı, içten pazarlıklı biri,

İnsanları kendi çıkarları için kullanan, onları sömüren, sadece kendini düşünen, adil olmayan biri,

Ahlaksız, terbiyesiz, şevhet düşkünü, seks manyağı, sapık biri,

Basit, hafif, asaletten yoksun, sulu, laubali, ciddiyetsiz biri.

Kendilik tasarımında olduğu gibi gene splitting ve disosiyasyon ve/veya represyonla bilinçten uzak tutulmaya çalışılan daha olumlu nesne tasarımları da vardır. Bunlarda nesne, iyi kalpli, sevecen, samimi, dürüst, kibar, adil vb olarak algılanır.

Ancak kişi böyle bir nesne algısını uzun süre sürdüremez. Onu olumsuz olanlarla değiştirmek zorunda kalır. Bunun iki temel neden vardır. 1) İyi, olumlu nesne tasarımı karşısında kendi iyi nesne tasarımını sürdürmekte zorlanır. Suçlayacak, eleştirecek biri olmadığında kendi hataları gündeme gelebilir ya da suçlanan, eleştirilen kendisi olabilir 2) Olumsuz duyguları, öfkesi, kızgınlığı bu iyi nesne temsili karşısında kafasının karışmasına veya suçluluk duygularına neden olabilir. Dolayısıyla iyi nesne temsili ile ilişki kısa sürer ve kendisinin suçlayan, eleştiren olduğu, nesnenin de kabahatli olduğu nesne ilişkisine geri dönmeye çalışır. Suçlayabilecek küçük bir şey bulduğunda da alışık olduğu nesne ilişkisine geri dönebilme imkanı verdiği için dört elle sarılır. 

III.              EN SIK TEKRARLAYAN (BASKIN) NESNE İLİŞKİLERİ  

İnsanlar erken yaşlarda şekillenen belirli nesne ilişkilerini tekrarlama eğilimi gösterirler, nesneler değişse de genellikle aynı nesne ilişkilerini kurarlar. Ayrıca kendi baskın nesne ilişkilerini tamamlayacak nesneleri seçerler.İnsanların çeşitli varyasyonları ile birlikte sonsuz tipte nesne ilişkisi kurma potansiyeli olsa da genellikle kendi içselleştirdikleri 4-10 kadar nesne ilişkisini daha sık tekrar ederler. Bir insanda kişilik patolojisi ağırlaştıkça belirli nesne ilişkileri dışına çıkamamak ve sürekli aynı nesne ilişkilerini tekrarlamak daha belirgin hale gelir. En sağlıklı insanlar, içinde bulundukları o ana, duruma göre çok çeşitli nesne ilişkilerini yaşayabilen kimselerdir.Bazı nesne ilişkileri örnekleri şunlardır:

Kendilik İmgesi 

İstenmeyen çocuk

Bağımlı, boyun eğen çocuk   

İsyankar, bireyselleşmek isteyen çocuk 

Kontrolcü, tümgüçlü çocuk

Nesne İmgesi  

İlgisiz, ihmalkar ebeveyn

Koruyucu, kollayıcı ebeveyn

Kontrolcü, baskıcı ebeveyn  

Zayıf, korkup sinmiş ebeveyn

Paranoid karakterlerdeki en yaygın nesne ilişkileri ise şunlardır:

Kendilik İmgesi       

Haksızlığa uğramış kandırılmış, aldatılmış  

Kendilik İmgesi Kullanılan, sömürülen, düşünülmeyen

Kendilik İmgesi   

Kirletilmiş, lekelenmiş, değeri düşürülmüş   

 Duygu:

Öfke, kızgınlık 

Duygu:

Öfke, kızgınlık

Duygu:

Öfke, kızgınlık

  Nesne İmgesi

Sahtekar, yalancı, suiistimalci nesne   

Nesne İmgesi

İnsanları kullanan, sömüren, bencil     

Nesne İmgesi

Ahlaksız, sapık, seks düşkünü, 

IV.              BASKIN NESNE İLİŞKİSİ İLE ÇATIŞMA İÇİNDE OLAN ÖRTÜK NESNE İLİŞKİLERİ

Görünürdeki nesne ilişkileri yanında çok görünmeyen, bastırılmış ya da dissosiyasyon veya splitting ile bilinçten uzak tutulan başka nesne ilişkileri de vardır. Görünen baskın nesne ilişkileri, örtülü nesne ilişkilerine karşı genellikle savunma işlevi görürler.Sözgelimi baskın nesne ilişkilerinden biri:

Kendilik tasarımı Nesne tasarımı

Verici, fedakar, cömert kendilik         Memnun, onaylayan, takdir eden ebeveyn                                                     Duygu: Onaylandığı için güvende ve hoşnutolan birinde bu nesne ilişkisi pekala şu nesne ilişkisine karşı savunma işlevi görüyor olabilir:

Kendilik tasarımı Nesne tasarımı

Kendi istekleri olan, vermek istemeyen       Beğenmeyen, eleştirel, hoşnutsuz ebeveyn                                                                    Duygu: Onaylanmadığı için utanma ve kızgınlık

Yani aslında kişi kendi isteklerine göre davranmak, bazı şeyleri paylaşmamak ve kendisi kullanmak istiyordur ama bu durumda ebeveynleri tarafından eleştirilip onaylanmıyor ve kendini kötü hissediyordur.Diyelim kardeşi doğduğunda ona karşı kötü duygularını ifade eden biri, bu durumda kötü kalpli ve bencil  olarak değerlendirilip, onaylanmamış olsun. Bu çocuk ebeveynlerinin onayını almak için bu nesne ilişkisini bilincinden uzak tutmaya çalışacak, onun yerineKendisinden önce kardeşini düşünen fedakar abla                              Takdir eden, onaylayan aile çevresi biçiminde bir nesne ilişkisini ayakta tutmaya çalışacaktır. Bu savunmacı nesne ilişkisi sayesinde de ebeveynlerinin takdirini aldığı için daha iyi hissedecektir.Paranoid karakterlerde yukarıda tarif ettiğim;

Kendilik İmgesi Duygu Nesne İmgesi

Haksızlığa uğramış kandırılmış, aldatılmış          Sahtekar, yalancı, suiistimalci                             Duygu: Öfke, kızgınlık

Biçimindeki nesne ilişkisi sık sık tekrar edilirken aslında şu nesne ilişkisi kapatılmaya, örtülmeye, gizlenmeye, etkisizleştirilmeye çalışıyor olabilir:

Kendilik İmgesi Duygu Nesne İmgesi

Suçlanan, kabahatli, kusurlu kendilik                  Suçlayan, eleştiren, öfkeli nesne                                          Duygu: Utanma, korku, suçluluk ve kızgınlık

Erken çocukluğunda en çok deneyimlediği tekrarlanan nesne ilişkisi muhtemelen ebeveynlerinin suçlayıcı, kendisinin suçlanan olduğu bu nesne ilişkisidir. Hasta bu nesne ilişkisini bilincinden uzak tutmaya, deneyimlememeye ve bu nesne ilişkisindeki gibi kabahatli ve suçlanan biri olarak hissetmemeye çalışır. Bunun için de en garantili yol ‘’güvenilmez, yalancı, kabahatli’’ birini bularak kendisinin ebeveynlerinin rolüne geçmesidir.

Bazı vakalarda birbirine zıt bu iki nesne ilişkisi biçimi gün içinde farklı zamanlarda yaşanır. Kişi diyelim bir amiri veya ebeveyni tarafından eleştirilip suçlanır. Bu rolde kalmamak için suçlayacağı bir şey bulup, bunu çok önemli ve hayati bir şeymiş gibi ele alır. Büyük bir ihanete uğramış, kandırılmış, aldatılmış gibi yaparak birini suçlar. Bazı vakalarda ise suçlanan, kabahatli kendiliğin olduğu nesne ilişkisinden o kadar özen ve başarıyla kaçınılır ki hasta sürekli haksızlığa uğradığı ya da aldatıldığı için suçlayan, yargılayan, eleştiren biri rolünde kalabilir.

Paranoid karakterlerde nesne ilişkilerinin ana eksenini bu tanımladığım ikili nesne ilişkisi oluştursa da her bireyde bunun farklı varyasyonları söz konusudur. Diyelim kimi hastalar için nesne daha çok aldatacak biridir, başka biri için nesnenin temel özelliği sahtekarlığıdır, başka bir bireyde nesne kendisini kullanıyordur. Bazı paranoidlerde de eleştirel, küçümseyici ve gizli mesajlar veren bir nesne ile tehdit edilen kendilikten oluşan nesne ilişkileri daha ön plandadır. Kişi nesneyi sürekli kendisine laf sokuyor, ima yoluyla eleştiriyor gibi algılar, kendisini de gene eleştiri altında, suçlanan biri olarak algılayıp öfke ve kızgınlık hisseder.  

V.                GÖRÜNEN VE ÖRTÜK NESNE İLİŞKİLERİ ARASINDAKİ BAĞLANTILAR

Hemen hemen her nesne ilişkisi ile çatışan en az bir başka nesne ilişkisi vardır. Bir insandaki nesne ilişkileri arasında çeşitli bağlantılar vardır; bazı nesne ilişkileri diğerlerine karşı bir savunma işlevi görürken, bazı nesne ilişkileri başka bir nesne ilişkisinin değişik bir varyasyonudur. Bir insanda kaçınılan nesne ilişkileri bilinçten uzak tutulmaya çalışılıp onun yerine hastanın daha iyi hissettiği nesne ilişkileri ikame edilir. Ruh sağlığı çalışanları sıklıkla görünen nesne ilişkilerinin savunmacı yönünü fark etmez, bunları hastanın temel kişilik özelliği zannederler. Söz gelimi anal karakterlerdeki düzenlilik, tertiplilik, temizlik, titizlik gibi görünen özellikler aslında dağınıklık, kirlenme, kirletme, sıçma ve batırma arzularına karşı bir defanstır. Aynı şekilde paranoid karakterlerdeki doğruluk, adalet, haksızlığa karşı gelme gibi görünen nitelikler, başka insanlara karşı kötülük yapma, zarar verme, kandırma, aldatma gibi arzularına karşı defans işlevi görürler.Erken nesne ilişkilerinde ebeveynlerinden biriyle ya da ikisiyle de ilişkide kendisini süt dökmüş kabahatli kedi rolünden kurtarmak için, süt dökmüş olduğunu varsaydığı ya da süt dökeceğini “umduğu” birilerini bulur ve onlarla ebeveynleri ile deneyimlediği ilişkinin tersini kurar. Mutlu mu olur? Hayır bununla mutlu olmaz ama kendisini kabahatli ve suçlu hissetmektense, haksızlığa uğramış ve haklı hissetmek daha iyidir.

VI.              FİKSASYONLAR

Paranoidler elbette başka dönemlere dair fiksasyonlar da gösterebilirler ancak paranoidi ile ilgili fiksasyonlar daha çok anal döneme aittir. Bundan dolayı da paranoid kişilik bozukluğu vakalarında aynı zamanda obsesif özellikler de sık görülür, dolayısıyla bazen iki kişilik bozukluğu iç içe geçmiş olur.  Bazen de obsesif kişilik özellikleri olmasa dahi katı, sadistik ve ahlakçı süperego yapılanması dolayısıyla obsesif karakterle karıştırılır.   Erikson, fiksasyonları bir nesneye ya da bir doyum biçimine olmaktan çok belli bir nesne ilişkisi kipine olduğunu belirten ilk kuramcılardan biridir.Erikson’a göre anal dönemde kasların olgunlaşmasıyla eşzamanlı iki toplumsal kiplik takımı devreye girer; tutma ve bırakma. Çocuk ebeveynlerinin denetim ve gözetiminde sınırlarını, neleri yapıp yapamayacağını, nelere hakkı ve izni olduğunu öğrenir. Bebek, tutma ya da bırakma eylemleri sırasında aşırıya kaçarsa ya da isteklerini yapmak ya da yaptırmak konusunda tutturursa ebeveynlerinin onun tehlikeye düşmesine izin vermeyeceğini bilmelidir. Çevresi onu kendi ayakları üzerinde dikilme konusunda yüreklendirirken, anlamsız erken kuşku yaşantılarına karşı korumalıdır.Erikson’a göre, çocuğa, seçim özerkliği konusunda koruyucu bir özgürlük alanı bırakılmazsa tüm ayırt etme ve tasarruf kullanma gücünü kendi üzerine yöneltecek, kendini aşırı kullanacaktır. Zamanından önce erken bir vicdan geliştirecektir, nesneleri amaçlı tekrarlamalarla sınamak üzere ele geçirmek yerine kendi beden olaylarına takılı kalacaktır. Çevreyi regüle edemediği için inatçı ve ayrıntıcı bir özdenetimle güç kazanmayı öğrenecektir.Erikson, utancın kişinin tümüyle gözler önüne serili olduğu ve kendisine bakıldığının bilincinde olduğu hal olduğunu söyler. Kişi gözler önündedir ama görülmeye hazır değildir. Bu da utancı kafamızda neden donsuz görüldüğümüz bir durum olarak gördüğümüzü açıklar. Utanç öncelikle hemen oracıkta yüzünü toprağa gömme, yer yarılıp da içine girme isteği ile kendini gösterir, bu temelde kişinin kendisine dönen öfkedir.Utanan kişi dünyayı kendisine bakmamaya zorlamak isteyecektir. Elinden gelse dünyanın gözlerini kör edecektir. Oysa bunun yerine kendisinin görünmezliğini istemek durumundadır.Kimi kültürlerde eğitimde utandırmaya bol yer verilir. Görsel özellikte olan utancın ardından işitsel suçlanma gelir. Aşırı utandırılma arsızlığa yol açmazsa gerçekten uygun davranış yerine istediklerini sinsice yapma yolunda gizli bir kararlılığa yol açar.Çocuğa tutma ve bırakma, kendi isteklerini yapabilmesi veya yapmaması gereken durumlar hakkında  eğitim verilirken ve özellikle de tuvalet eğitimi ile ilgili utandırılır ve pis hissettirilirse çocukta utanç ve kuşkuculuk artar. Çocuk kendi bedenini, isteklerini kötü ve kirli olarak görebilir. Utanç gözler önüne serilmenin bilinçliliğine bağlıyken kuşku bir önü ve özellikle bir arkası olmanın bilinçliliği ile çok yakından ilgilidir. Bedenin bu arka tarafı, sfinkterler ve kalçalar üstündeki dürtüsel odaklanmayı taşıyan bu taraf, tuvalet eğitimi ile ilgili utandırmaların ve ebeveynin sürekli gözetlediği bir alan olduğundan çocuk tarafından kontrolü başkalarında olan ve kirli, karanlık bir alan gibi algılanabilir.   İşte bu arka alan, çocuğun zihninde başkalarının etkin olarak ele geçirebilecekleri ve büyüsel bir biçimde yönetebilecekleri bir kesim olarak anlaşılabilir. Korkunca güvende hissetmeyince sırtımızı duvara dayarız, arkamızı saldırılardan kurtarmaya çalışırız. Çocuk için dışkısı bir yandan da haz kaynağıdır, bağırsaklarından geçip anüsten çıkarken çocuğa büyük bir zevk verir; ama başkaları ona kötü ve pis demekte onun bu iyi hissettiren ürününü kötü diye damgalamaktadırlar. Üstelik de özerkliğini hiçe sayıp kontrolünü ele geçirmek istemektedirler.Çocuğun dışarı attığı, ardında bıraktığı dışkısı ile ilgili bu tedirginliği, kişinin ardına bıraktığı şeylere ilişkin kuşku duygusunun temelini oluşturur. Bu kuşku daha sonra da arkasından iş çeviren, tehdit eden gizli düşmanlıklara ilişkin paranoyak korkularda kendini gösterir.

VII.           SAVUNMA MEKANİZMALARI

Paranoidlerde en sık kullanılan savunma mekanizması yansıtmadır. Yansıtma savunma mekanizması kişinin kendisinde de olan ancak kabul etmediği duygu, düşünce, dürtü ve arzuları bastırıp, onları başka insanlara yansıtması demektir. Paranoid kişilik bozukluğunda kişilerin nesnelere atfettiği nitelikler çoğunlukla kendilerinden yansıttığı niteliklerdir yani nesnelerde gördükleri kötü niyetlilik, suiistimal etme, zarar verme, düşmanlık, yalancılık, sahtekarlık vb gibi nitelikler kendilerinde olup da görmek istemedikleri özelliklerdir. Ancak bu böyle gördükleri nesnelerin kesinlikle böyle olmadıkları anlamına gelmez. Paranoid karakterler genellikle kendilerinde gördükleri ancak inkar ettikleri bu özellikleri bu özelliklerin bir kısmını anımsatan, çağrıştıran ve kısmen öyle olabilecek kişilere yansıtırlar.Paranoid karakterlerin ikinci olarak sık kullandıkları savunma mekanizması da projektif identifikasyondur (yansıtmalı özdeşim).Sıklıkla olan şey şudur paranoid bir karakter kendisinde olup da kurtulmak istediği özellikleri, bu özelliklerin onda da olduğunu ya da olabileceğini varsaydığı birine yakınlaşıp, ona yansıtır. Böylelikle de kendisinde bu özelliklerin olmadığını varsaymış olur. Karşı tarafı suçlu, kabahatli ve kusurlu hissettirebildiği ölçüde kendisi hiç böyle değilmiş gibi hissetmeyi başarır. Nesne ilişkileri diliyle söyleyecek olursak suçlanan, kabahatli, kusurlu, suçlu kendilik imgesinden kurtulmak için, kabahatli, suçlu, kusurlu bir nesne imgesi yaratır. Eğer karşısındaki de bu suçlamaları içselleştirir ve kendisini kabahatli gibi görmeye başlarsa o ilişki artık bu biçimde belirlenmiş olur. Böylelikle kişinin içinde kendisini hiçbir zaman suçlu kabahatli hissetmeyeceği, her zaman karşısındakinin suçlu kendisinin haklı olduğu bir ilişki kurmuş olur. Eğer nesne her hangi bir şeyden dolayı kendisini eleştirecek olur ya da bir tutumunu değiştirmesini talep ederse;  daha önceki kabahat ve suçlarını sayarak, gene suçlayan, eleştiren pozisyonuna geçmeye çalışır. 


VIII.         ÖZDEŞİM NESNELERİ

Paranoid kişilik bozukluğu vakalarının genellikle saldırganla özdeşim yaptığını söyleyebiliriz. Suçlayan, utandıran, yargılayan ve kötü biri olduğunu hissettiren ebeveynle yapılmış bir özdeşim söz konusudur. Hem suçlanan rolünde olmanın verdiği ızdıraptan kaçınmak için hem de saldırganla yapılan özdeşimin doğal sonucu olarak şimdi kendisi eleştirel, sadistik, yargılayıcı, suçlayıcı ebeveyn rolündedir. Öte yandan projekte ettiği nitelikleri, inkar etmeyi kolaylaştırmak amacıyla kendisine kusursuz, hatasız, yüksek ahlaklı gelen kişileri idealize etmeye daha doğrusu kendisi de onlar gibiymiş gibi algılamaya çalışır. Kendisi o kişileri beğendiğine ve onlarla özdeşim kurduğuna göre elbette ki kusurlu, kabahatli, kötü niyetli veya ahlaksız olan kendisi değil başkalarıdır.

IX.              GENEL GÖRÜNÜM

Gergin ve teyakkuz halinde olurlar. Hiç yatışmayan bir hipervijilans hali söz konusudur. Çok çabuk sinirlenebilir ve öfke gösterebilirler. Kendi haklarında kötüye kullanılabilir endişesiyle mümkün olduğunca az bilgi vermek istediklerinden ‘’kapalı bir giyim tarzları’’ olduğu söylenebilir; yani herhangi bir etnik, dini, siyasi kimliğe atıfta bulunan şeyler giymez veya taşımazlar. Gene bir çeşit gizlenme psikolojisi nedeniyle bedenlerini ortaya koyan kıyafetlerden çok uzun kollu, uzun etekli, ‘’örtülü’’ kıyafetler giyerler. Boğazlı kazak, yakaları kaldırılan pardesüler, şapkalar gibi kimliklerini, kişiliklerini örten, saklayan kıyafetleri başkalarından daha çok tercih ederler. Bakışlarını ve gözlerindeki ifadeyi saklamak motivasyonuyla gözlük kullanımı da diğer karakterlerden daha sık görülür.Ancak aşırı genellemeyi önlemek amacıyla bir kez daha hatırlatayım ki, tüm paranoidler böyle giyinmez ve böyle giyinenlerin hepsi paranoid değildir. Ancak kendini gizleme ve örtme çabası dini ve kültürel özellikler dışında paranoid bir dinamiğe sahiptir.

X.                 KENDİLİK SAYGISI

Kohut kendilik saygısının şu iki hattaki gelişmelere bağlı olarak oluştuğunu söyler

1. Büyüklenmeci- teşhirci kendilik hattı

2. İdealize ebeveyn imagosu

Narsisistik libidinal yönelimlerden biri, narsisistik libidonun büyüklenmeci-teşhirci kendiliğe yatırılmasıdır. Çocuk bir şeyler yaparak bunların beğenilmesi ve takdir edilmesi için ebeveynlerine gösterir. Çocuk yürüyor olması, koşması, bir şeyler çizmesi ya da Legolardan bir şey yapması dolayısıyla kendisine hayranlık duyulmasına ihtiyaç duyar. Anne çocuğun beklediği uygun aynalamalar yaptıkça çocuğun da kendini değerli hissetmesi ve kendilik saygısı gelişir. Ancak anne her zaman tam da çocuğun beklediği gibi yanıt vermeyebilir. Annenin yanıtlarındaki uygun küçük yetersizlikler sayesinde çocuk küçük yetersizlikleri de tolere etmeyi, kolayca değersizlik hissetmemeyi geliştirir. Bu hattaki gelişmeler giderek erişkinde benin kabul ettiği ihtiras ve amaçların dürtü enerjisini sağlar. Erişkin faaliyetlerden alınan keyfin ve kendilik saygısının önemli bir bölümünü oluşturur.

İkinci narsisistik yönelim ise idealleştirilmiş ebeveyn imagosudur. Çocuk ebeveynlerini idealize ederek, onların çocuğu olmaktan dolayı onların zekası, gücü ve yeteneklerinden kendine pay çıkarır. Bu gelişim hattı, ben idealine yatırılan narsisistik libidonun gelişim hattıdır. Bu idealin ya da süperegonun olgunlaşması (idealleştirme) değerlerden alınan haz, eş duyum yeteneği, yaratıcılık ve mizah duygusuyla ayırt edilir.

Çocuğun henüz olgunlaşmamış duygusal dünyasında kendilik saygısını korumak için onun yerine getiremediği işlevleri anne ve babası yerine getirir. Bu işlevler ana hatlarıyla çocuğun büyüklenmeci teşhirci gösterileri karşısında genellikle annenin sevgi ve hayranlıkla bu gösterileri geri yansıttığı aynalama işlevi ve daha sonraki dönemlerde genellikle babanın güçlü bir ideal nesne olarak algılanıp onunla bir bütün teşkil ettiğini hissetmek suretiyle kendilik saygısının korunduğu idealleştirilmiş ebeveyn işlevleridir. Bu işlevlerdeki yetersizlikler narsisistik patolojiye yol açar.

Paranoidlerde kendilik saygısı oldukça kırılgandır.  Çünkü her iki gelişimsel hatta da sorun bulunur. Öncelikle eleştirel anne baba tutumu, çocuğun büyüklenmeci-teşhirci tavırlarını erkenden bastırmasına ve buradan geliştireceği kendilik saygısının yeterli gelişmemesine neden olur. Ayrıca kişinin çeşitli etkinliklerden keyif alma ve kendi faaliyetleri ile mutlu olma gibi özelliklerinin çok gelişmemesine neden olur. Bu hattaki sorunlar kişinin başkalarının kusurlarıyla daha çok ilgilenmesine neden olur.  Paranoidlerin başkalarının hayatlarını takip edip onlardaki kusurları bulmak için fazla mesai harcamalarının üç nedeni vardır 1) Düşük kendilik saygısının yarattığı anksiyeteyi, başkalarını değersizleştirerek azaltmak 2) Beğenilmeyen, istenmeyen, eleştirilen biri olmak korkusu ile eleştiren biri olmaya çalışmak 3) Kendi etkinliklerinden yeterince keyif alamamak, ileriye yönelik amaçlarının zayıflığı dolayısıyla hissedilen tatminsizlik.

Öte yandan ebeveyn eleştirel ve alaycı ya da yalancı, güvenilmez biri olduğu için idealize edilemez, idealize edilse bile yeterince duygusal yakınlık olmadığı için ona atfedilen güç içselleştirilemez. Dolayısıyla da ideallerin gelişiminde ve bu hattan elde edilecek kendilik saygısında eksiklikler olur. Hayatlarında uzun erimli güçlü ideallerin olmaması dolayısıyla  ideallere ulaşmak için gösterilecek gayret mutluluk ve keyif vermez. Bu da gene başka insanların hataları kusurları ve suçları ile uğraşmaya yöneltir onları. 

Anne baba belli ölçüde idealize edilir ve özdeşim sağlanırsa bu kez de onların dış dünyaya ait olumsuz tasarımları içselleştirilmiş olur. Çünkü genellikle paranoid karakterlerin anne babasından en az biri diğer insanları güvenilmez ve kötü niyetli; dünyayı da kötülüklerle dolu bir yer olarak algılar.    

XI.              SÜPEREGO NİTELİKLERİ , AHLAK ANLAYIŞI, DEĞER DÜNYASI

Süperego içselleştirilmiş kendilik ve nesne temsili katmanlarıyla gelişir. İlk katman, bakıcıların dürtülerin dışa vurumu ile ilgili koydukları sınırları ve yasakları içerir. İkinci katman erken çocukluk ideallerinin bir yansıması olan kendilik ve ötekinin ideal temsillerinden oluşur. Üçüncü katman ise daha gerçekçi ebeveyn isteklerinin ve kısıtlamalarının içselleştirilmesi ve entegre edilerek bir değerler sistemine dönüştürülmesini içerir. Bütünleşmiş süperegonun bu üçüncü katmanı, içselleştirilmiş bir değerler sistemi işlevi görerek, bireyin dış onaylanmaya ve davranış kontrolüne daha az bağımlı olmasına, değerlere ve ötekilere daha derin bağlılıklar geliştirmesine ve başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğü ile daha az ilgilenmesine neden olur.Paranoid karakterlerin süperegosunda daha çok birinci katman etkinliği söz konusudur. Ancak bu katı ve cezalandırıcı süperego çekirdeği paranoidlerde genellikle çifte standarda sahiptir. Paranoidler çok uzun süre o kadar şiddetli suçlamalara, eleştirilere ve yargılanmalara maruz kalmışlardır ki artık yeni bir suçlanmaya tahammül edemez duruma gelmişlerdir. Bundan dolayı da kendi süperegolarının kendisine dönmesine engel olacak savunmalar geliştirmişlerdir. Yukarıda anlattığım gibi bu amaca hizmet eden en etkili yol, cezalandırıcı sadistik süper egonun önüne başka suçlular bulup atmaktır. Süperegoyu bu yemlerle oyalayıp onun tarafından suçlanmamaya çalışmaktır.Bu durum dolayısıyla, başkalarını yargılarken son derece katı ve anlayışsız iken kendi kusurlarına karşı kördürler. Kendi süperegolarına (sadistik cezalandırıcı ebeveyn temsillerine) adeta şöyle demektedirler. “Görüyor musun şu kötü kimseleri? Bak ne yaramazlıklar yapmışlar, ne kabahatler işlemişler? Lütfen onlara kız. Bak ben de çok kızıyorum. Demek ki ben öyle değilim.”Bu denli suçlayıcı ve yargılayıcı davranışları ile ilgili neden herhangi bir rahatsızlık duymadıkları sorulabilir. Uzak hissettikleri kimselere empatiden yoksun, sadece cezalandırıcı bir kavrayışlarının olması dolayısıyla rahatsızlık hissetmemeleri gayet anlaşılabilir bir şeydir. Ancak yakınlarına, sevdiklerine karşı da böyle davranırlar. Klein’ın paranoid-şizoid pozisyon dediği durum tam da bu konuyla ilgilidir. Nesneleri kötü olarak algıladıklarında onlara dair olumlu yanları görmediklerinden; o sırada onları sırf kötü olarak algıladıkları için, onlara karşı besledikleri düşmanca duygulardan rahatsız olmazlar. Öfkeleri yatıştığında ve yakınlarına sevgi hissetmeye başladıklarında ise öfkelerini çok anımsamaz, anımsarlarsa da anlık bir şey olduğunu, gerçek olmadığını düşünürler. 

 XII.            BİLGİ İŞLEME TARZI

Bilgi işleme tarzında en belirgin özellik nesnelliğin azlığıdır. Tüm insanlar hakikatı kendi kendilik ve nesne tasarımlarını doğrulayacak şekilde çarpıtma eğilimindedirler ama paranoidler bu bakımdan herkesten ileridedirler. Paranoidler verileri baskın nesne ilişkilerini destekleyecek şekilde görürler. Bunun lehine olabilecek verileri daha önemli görürken, mesela açıkça kendi nesne tasarımlarıyla çelişen şeyleri ihmal eder, görmezden gelir ya da önemsizleştirirler.Diyelim karısının kendisine karşı sadakatsiz olduğuna, sosyal nedenlerden dolayı evliliği sürdürdüğüne ama aslında artık kendisine bir saygısının, sevgisinin kalmadığına, gözünün dışarıda olduğuna ve herkesle flört edip eş arayışında olduğundan şüphelenen biri bu hipotezin aleyhindeki kendisine değer veriyor olması, sevgi ve saygı ile davranıyor olması gibi verileri önemsemez, ama eşinin birine selam vermesini ya da bir selamı almasını gözünün dışarıda olduğuna dair kesin bir delil olarak kabul eder.

XIII.         MİZAÇ VE DUYGULANIM

Genellikle öfkeli, kızgın ve kıskançlık duyguları içindedirler. En sakin ve rahat olduklarında bile altta her an uyanabilecek şekilde bir aksilik olacağına, birinin kendisini kandırmış, yalan söylemiş ya da suiistimal etmiş olacağına dair bir tedirginlik hali tetikte bekliyordur.Gerçekten mağdur olmuş, ağır şekilde haksızlığa uğramış kişilere hissedebildikleri acıma dışında çok fazla şefkat, şükran, üzüntü ve yas hissedemezler. Birine acıdıklarında bile dikkatleri mağdur olan kişide değil, ona kötü davranmış olan kişidedir. Yani mağdura şefkat hissetmekten çok kötülük yapmış olana öfke duygusu içindedirler.Horowitz’in narsisistik kişilik bozukluğu için aktardıklarına benzer bir şekilde Duygulanımları aktive olan nesne ilişkilerine göre gerçekleşir:

 1) Haklı olduğundan kuşku duymayan büyük bir öfke

Haksızlığa uğramış, kandırılmış, kendilik                                      Sahtekar, yalancı, suiistimalci nesne

Hayatında yer alan birileri hakkında öfkelenebilecekleri kadar şüphe ve öfke biriktirdiklerinde kendisini tamamen haklı; karşı tarafı da tamamen kötü olarak gören bir nesne ilişkisi ve buna bağlı olarak da fütursuz bir öfke açığa çıkar. Haksızlık edilmiş, aşağılanmış, kandırılmış dolayısıyla da zedelenmiş kendilik kavramına karşı savunma amaçlı abartılı bir grandiyözite vardır. Kendisi saf ahlaklılığı ve dürüstlüğü temsil eden ideal bir kimse iken, nesne saf kötülüğü temsil eden iğrenç biridir.Kötülük yapan, kendisine hak ettiği değeri vermeyen öteki, adeta insan-altı statüde kabul edilir. Bir çeşit canavar, hayvan ya da böcektir. Böyle öfke nöbetlerinde kişi diğerlerinin yaşama haklarının bile olmadığını düşünür veya onların herhangi olumlu bir yanını, mesela kendisini sevdiklerini veya kendisine karşı nazik veya iyi olduklarını unutur. Nesneyi kendisine karşı yalan söylemiş, onu aldatmış biri olarak algılamasını tetikleyen şey dışsal bir uyaranın yanlış yorumlanması olabileceği gibi tamamen içsel bir süreç de olabilir. “Ya yalan söylediyse”, “Ya kandırdıysa”, “Ya başkası varsa” gibi bir düşünce, zaten öyleymiş gibi algılanır. Kendisini kandıran nesne, zihninde birden kötü bir nesneye, bir yalancıya dönüşür. O artık yalancının, sahtekarın, adi, aşağılık birinin tekidir. Kendisine iyi davranmış olmasının, annesi, babası, kardeşi ya da eşi olmasının veya milyonlarca olumlu deneyimde kendisini sevdiğini deneyimlemiş olmasının o anda hiçbir kıymeti yoktur. Kendisini aldatmış olduğu için de dünyanın en kötü insanıdır. Dolaysıyla inanmış olduğu şey ne kadar ehemmiyetsiz olsa da büyük bir öfke duyar. Bu öfke ile birlikte belirgin bir haklılık duygusu vardır.

2) Doğduğuma pişmanım evresi: Hayal kırıklığı, çaresizlik ve kısmen yatışmış öfke 

Bu öfke dönemini kişi ne kadar nevrotik kişilik örgütlenmesine yakınsa o kadar daha olasılıkla bir “doğduğuma pişmanım” evresi takip eder. Ancak daha alt düzey hastalarda bu evre görülmeyebilir.Doğduğuma pişmanım evresinde kişi hem öfkelendiği için kendisine; hem de onun istediği gibi olmayan dünyaya kızgındır.


Kendilik imgesi

Hayal kırıklığına uğramış ve boş hayallere kapıldığı için kendine de kızgın kendilik 

Nesne İmgesi

Hayal kırıklığı yaratan, kahpe insanlar ve bir ümidin olmadığı dünya


Duygu: Bastırılmış öfke, çaresizlik, boşluk, hüzün

Burada öfke kontrol altındadır.  Diğerleri tarafından suiistimal edildiğinden, bundan sonra da  edileceğinden emin gibidir, bütün bunları bilmesine rağmen iyi bir şeyler olabileceğine dair beklentiye girmiş olduğu için kendisine kızgındır. Ümitsiz, çaresiz ve üzgündür.

3)Utanç, kızgınlık, irritabl depresif evre 

Öfkenin yatıştığı, daha karamsar ve depresif olunan evre. Bu evrede kişinin duygulanımı gerginlik, sıkıntılı olma hali, kızgınlık, utanç gibi duygular arasında salınır.  

4) Apatik donukluk, kasvet evresi

Burada kişi kendini hissiz, donuk hisseder. Hayatın bir anlamı yok gibi gelir. Kasvetli bir hissizlik evresine girmiş kişi bir anlamda kış uykusuna yatmaya karar vermiştir. Nesnelerden vaz geçme, onlardan uzaklaşma isteği ile ilişki kaybının getireceği kendilik kaybı anksiyetesi arasında salınımlar olur. Kendisine yönelik bilince çıkabilecek olumsuz düşünce ve duygular tolere edilemeyeceği için bastırılır. 

5) İlk evreye dönüş hazırlıkları

Apati evresini oluşturan şeylerden biri mümkün olduğunca bilinçten uzak tutulmaya çalışılan suçlu kendilik ile suçlayan öteki arasındaki nesne ilişkisinin kıpırdanmasıdır.Suçlanan, kabahatli, kusurlu kendilik                         Suçlayan, eleştiren, öfkeli nesne                                                              Duygu: Korku ile karışık bir düşmanlık ve öfke

Eğer bu nesne ilişkisi açık ve belirgin hale gelirse belirgin bir dengesizlik hali söz konusu olur. Çünkü bu nesne ilişkisi kırılgandır, yani roller kolaylıkla yer değiştirebilir. Kişi buradan ilk evreye geçebileceği gibi, bu evreden öfke evresine geçmesi için bir süre apatik evrede, nesnenin kötülüğüne dair bilgi toplaması gerekebilir.    

XIV.         CİNSEL YAŞAM

İnsan ilişkilerindeki güvensizlikleri, başkalarına yönelik zarar verme arzuları ve zarar görme korkuları rahat bir cinsel hayatlarının olmasını da engeller.  Çoğunlukla istek, uyarılma ve orgazm zorlukları yaşarlar. Birçoğu cinselliği de aşağıladığından ve kötü bir şey olarak gördüğünden kendi cinsel yaşamlarını da terbiyeli, kısıtlı ve “namus dairesinde” sürdürürler.İki nedenden dolayı homofobinin paranoidlerde teorik olarak daha yaygın görülmesi beklenir. Birincisi kusursuz kendilik imgesi ile bağdaşmayabilecek; herhangi çok şahane olmayan bir imgeyi dışarı yansıtıp, yansıttıkları şeye karşıt tutum takınmalarıdır. Yani herhangi bir eşcinsel eğilim ya da arzu kırıntısını yansıtıp, yansıtmış oldukları eşcinsel özelliklerden rahatsız olacaklardır. İkinci olarak da yukarıda anlattığım biçimiyle gerçekleşen anal fiksasyonlar kişide hep bir arkasını kollama ve başka bir anlamda da hedef olma endişesi yaratır. Bu endişe ve korkular da birilerinin onu eşcinsel arzularla baştan çıkarmak isteyebileceğine ya da eşcinseller tarafından cinsel tacize maruz kalacağına dair korkulara neden olabilir. 

XV.           ANNE – BABA İLİŞKİLERİ

Anne-baba ilişkilerinde iki anne baba tutumu söz konusu olabilir; 1) eleştirici, suçlayıcı, sürekli kabahat, kusur bulup yetersiz ve suçlu hissettiren ebeveyn, 2) çocuğa karsı dürüst olmayan sözünde durmayan, imalı, kinayeli konuşan ve yalan söyleyip, kandırabilen ebeveyn.1) Ebeveynlerden birinde bu tutumların biri olabilir,2) Ebeveynlerden birinde iki tutum da olabilir,3) Her iki ebeveynde de bu tutumlardan biri olabilir,4) Ebeveynlerden birinde bu tutumlardan biri, diğerinde ikisi birden olabilir5) Ebeveynlerin ikisinde de iki tutum olabilir.Eğer her iki tutum da varsa paranoidi gelişme ihtimali daha da fazla olur. Eğer anne babanın her ikisinde de her iki tutum da varsa paranoidi gelişmeme ihtimali yok gibidir.Bu iki tutumun ayrıca oldukça örtülü biçimlerinin olabileceği de akılda tutulmalıdır. Sözgelimi çocuğu suçlu hissettirmenin tek yolu her zaman açıktan suçlamak, kabahat kusur bulup yüzüne vurmak değildir. Bazen anne-babalar bunu yeterince memnun olmayarak, somurtarak, ilgilenmeyerek ya da sessiz kalarak da yapabilirler. Aynı şekilde çocukta güvensizlik yaratmak için ille kandırmak, sözünde durmamak gerekmez, anne-babalar bir şeyleri saklayarak, çocuğun bilmesi gereken şeyleri gizleyerek de kendilerine ve başkalarına güven duymalarını engelleyebilirler. 

XVI.         ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ

Genellikle kendileri gibi başkalarına güvenmeyen ve sürekli başkalarının ne kadar kötü olduklarını konuşup duran arkadaşlıkları olur.  Ama öte yandan başkalarına karşı da eleştirel ve yargılayıcı oldukları için ya çok yakın ilişki kuramaz ya da yakın arkadaşlık ilişkilerini uzun süre sürdüremezler. Arkadaşlık ilişkileri genellikle küsmek ve kırılmakla biter.

XVII.      AŞK İLİŞKİLERİ

Başka insanlara güvenmediklerinden tam olarak aşık olamazlar. Hep şüphe içinde kalır, onun tarafından aldatılmaktan, kandırılmaktan korkarlar. Böyle olduğu için de gerçek, samimi ilişkiler kuramazlar.Yukarıda anlatılan nesne ilişkilerinden birinciyi yani kendisinin suçlayan, diğerinin suçlu olduğu nesne ilişkisini yaşayabilecekleri kişilerle ilişki kurmaya eğilimlidirler.  Böylelikle hep korktukları kendilerinin suçlanan diğerinin suçlayıcı olduğu ilişkiden kaçınmış olurlar. Ancak bunun bedeli ilişkinin sürekli gerginlik içinde geçmesidir. Nesnenin şimdi olmasa bile en azından geçmişte suçlanabilecek özelliklerinin bulunması bu ilişki biçimini sağlamak için gerekli gibidir.En çok korktukları şey, beraber oldukları kişinin yalan söylemesi ya da kendilerini kandırmış olması değil, tam tersine tamamen düzgün biri olmasıdır. Nesne “hatasız” ve “kusursuz” olursa nesneyi suçlayamayacakları gibi, ilişkide yapacakları hatalar veya geçmişteki kusurları dolayısıyla kendileri suçlanan pozisyonuna düşebilirler. 

XVIII.    HAYALLER

‘’Bakalım bana söylediği gibi miymiş?’’, ‘’Kendi aralarında benim hakkımda neler konuşuyorlar, gerçekten samimiler mi yoksa yalan mı söylüyorlar?’’ gibi merakları dolayısıyla kendilerinden saklanan şeyleri fark ettirmeden izlemek olanakları sağlayacağı için sık olarak görünmez olma hayalleri kurarlar.Ayrıca intikam fantezileri oldukça sık görülür. Kendisini kırdığını, incittiğini düşündüğü ve kin beslediği kişilere zarar vermek ve onları pişman etmek içerikli çeşitli hayaller kurarlar.Bazen de faili kendileri olmamak üzere nefret ettikleri ya da kin besledikleri kişilerin zarar gördükleri, acı çektiklerine ve rezil olduklarına dair hayaller kurarlar.

XIX.         İŞ VE TOPLUMSAL UYUM

İnsanlara güvenmedikleri ve alıngan oldukları için genellikle sınırlı sayıda insanla arkadaşlık edip diğerleri ile oldukça mesafeli ilişki sürdürdüklerinden iş yaşamlarında zorluklar yaşayabilirler. Sıklıkla dışlanmışlık duygusu hissederler. Kendilerini sosyal etkinliklerin dışında tutup daha sonra da onlar tarafından istenmediklerine dair fikirler geliştirirler.Paranoid karakterler başkalarından daha fazla istihbarat, soruşturma, savcılık ve gazetecilik ama özellikle araştırmacı gazetecilik işlerinde çalışırlar. İnsanların sosyal medya hesaplarını incelemek, stalklamak gibi etkinlikler sık görülür.  Savcılık paranoidler için en biçilmiş kaftandır. Başkalarının kusurlarını araştırır, bulur ve suçlayıp cezalandırılmalarını sağlarlar.Paranoidler başkalarından daha çok komplo teorilerine inanır ve bunları üretirler. Ülkemizde sürekli her şeyi sebataycılığa, illimünatiye veya siyonizme bağlayan ve her şeyde “büyük resmi” gördüğünü zanneden bir grup okur-yazar,  paranoidler için önemli bir çekim ve beslenme alanı oluşturmaktadırlar. 

 XX.            ÇEŞİTLERİ

Paranoidi diğer kişilik özellikleri ile farklı kombinasyonlar halinde gelişmiş olabilir. En sık obsesif ve narsisistik kişilik özellikleri ile birlikte görülür ancak bağımlı ya da başka kişilik özellikleri ile de kombine olabilir.Bağımlı kişilik özellikleri baskın olduğunda suçlamaların içeriğini yeterince sevilmediğine, terk edileceğine, yalnız bırakılacağına dair temalar oluşturur.Obsesif kişilik özellikleri ile birlikte olduğunda suçlamalar daha çok nesnenin yeterince yüksek ahlaki standartları olmadığı biçimine bürünür.Narsisistik özelliklerle kombine olduğunda ise ya saygısızlık yapıldığı, küçük düşürüldüğüne dair iddialar ya da yeterince kaliteli olmadığı kendisine layık olmadığı gibi suçlamalar ağırlık kazanır.Eğer her üç özellik de varsa her üç içeriğe sahip suçlamalar da görülebilir.Öte yandan bazı paranoidlerde antisosyal özellikler de bulunur. Paranoidlerde antisosyal özellikler olsa da suç işlemekten kaçınırlar, çünkü en büyük korkuları bilinçten uzak tutmaya çalıştıkları, suçlu, kabahatli, hata yapmış, suçlanan kendilik imgelerinin aktive olmasıdır. Ancak bir grup olduklarında yani suçlanmak yerine otorite tarafından takdir edilecekleri zaman, başkalarına karşı kötü davranabilir, kötülük yapabilirler. Kendi başına Yahudilerden nefret eden bir kişi, Nazi partisine girdiğinde ya da Naziler iktidara geldiğinde ve Yahudilere zulüm yasal bir şeye dönüştüğünde insanlara kötülük yapmakla ilgili bir suçluluk duymaz, yaptığı kötülüklerle ilgili yanlış bir şey yaptığını düşünmez.

 XXI.         AYIRICI TANI

Obsesif karakterler de başkalarını yeterince ahlaklı olmamakla suçlamaya eğilimlidirler, bunların içeriğini sahtekarlık, yalancılık, dolandırıcılık gibi şeyler aldığında paranoid kişilik özelliklerine benzeyebilir. Ancak paranoidlerdeki öfke ve mutlak haklılık iddiası obsesiflerde yoktur. Obsesiflerin ambivalansı kesin eminlermiş gibi konuşmalarına genellikle engel olur.Narsisistik karakterler de başkalarını suçlar ve aşağılar kendilerini yüceltirler ama onların içeriğini daha çok üstünlükle ilgili şeyler oluşturur. Oysa paranoidlerde esas içeriği oluşturan şey, art niyet ya da sahtekarlık, yalancılık, dolandırıcılık gibi şeylerdir.Ayrıca narsisistik karakterler de itibarlarına saldırıldığını ya da saygısızlık yapıldığını düşündüklerinde öfkeli ve saldırgan olabilirler ancak daha az görülen bir durumdur. Böyle bir durum olmadığında günlerce sakin kalabilirler. Oysa paranoid karakterler her gün suçlanan ya da suçlayan rolünü defalarca oynarlar.Bazı paranoidler başkalarına güvenmedikleri için asosyal ve yakın ilişkilerden uzak bir yaşam sürdürdükleri için şizoid zannedilebilir.  Ancak konuşulduğunda çok farklı oldukları anlaşılır. Çünkü şizoidler başkalarının nasıl insanlar oldukları ile neredeyse hiç ilgilenmezken paranoidlerin tüm dikkati diğer insanlara yöneltilmiştir. Kimin ne kadar kötü olduğuna ne gibi kötülükler yapmış ya da yapabilecek olduğuna dair gözlem ve bilgi toplamaya çalışırlar.


SON BİR İKİ SÖZ

Ruh sağlığı çalışanlarında kişilik bozuklukları başta olmak üzere çeşitli psikopatolojileri olan insanlara karşı yargılayıcı tutumlar, anlamaya çalışmaktan ziyade eleştirmeye yönelik yaklaşımlar olabiliyor. Her biri oldukça karmaşık tablolar olmasına karşın borderline kişilik bozukluğunu dengesizlik, şımarıklık; narsisistik kişilik bozukluğunu kibirlilik, küstahlık; histrionik kişilik bozukluğunu hafiflik, yüzeysellikmiş gibi konuşup, yazan insanlar görmek üzücü oluyor. Tüm ruhsal sorunlar o kişilerin belirlemediği biyolojik koşullardan ve çevresel etkileşimlerden kaynaklanır. Paranoid olmak ya da olmamak kişinin belirlediği bir şey değildir. O koşullarda olan insanın başına gelen bir şeydir. Bize düşen, sadece anlamaya çalışmak ve elimizden gelirse yardım etmek olmalıdır.Yazıda çeşitli vaka örnekleri yazının okunmasını ve anlaşılmasını kolaylaştırırdı ama zaten dergide çok yer tutacağı için bir de örneklerle yazıyı daha da uzatmak istemedim. Yazabilirsem kitapta bol bol örnek vermiş olurum. Kitapta ayrıca bu modelin edebiyat ve sinemada nasıl kullanılabileceğini; bir yazarın bu modelden yararlanarak karakterini nasıl daha iyi yaratabileceğini de anlatmaya çalışacağım.

KAYNAKLARErikson EH. İnsanın 8 Evresi, Çev: G. Akkaya. Okuyan Us Yayınları, İstanbul 2014
Clarkin JF, Kernberg OF, Yeomans FE. Borderline Kişiliğin Psikoterapisi: Nesne İlişkilerine Odaklanmak, Çev: MK Helvacıoğlu, Psikoterapi Enstitüsü Eğitim yayınları 62, İstanbul, 2012
Kohut H. Kendiliğin Çözümlenmesi, Çev: C Atbaşoğlu, B Büyükkal, C İşcan, Metis Yayınları, Ötekini Dinlemek 3, İstanbul, 1998 
Horowitz MJ: Clinical Phenomenology of Narcissistic Pathology, Psyciatric Clinics of North America Vol 12 No 3 Semptember p: 531-539, 1989

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*