Prof. Dr. Doğan ŞAHİN’in Ruh Sağlığı Politikaları İçeriği Röportajı (17.10.2011)
Doğan Şahin’in genel sağlık özelde de ruh sağlığı yapılan düzenlemelerin halkı ve ruh sağlığı çalışanlarını nasıl etkilediği ile ilgili röportajı. (17.10.2011)
Doğan Şahin’in genel sağlık özelde de ruh sağlığı yapılan düzenlemelerin halkı ve ruh sağlığı çalışanlarını nasıl etkilediği ile ilgili röportajı. (17.10.2011)
Sevgili Ruh Sağlığı Çalışanları,
Site üzerinde sizler için oluşturulmuş bölüme erişebilmek için yazının içinde bulunan formu doldurunuz.
Son günlerde hepimizin gündemini meşgul eden Covid-19 salgını bir paradigma kayması yarattı ve pek çok soruyu beraberinde getirdi. Bu salgın vesilesiyle sınırların ve sınıfların doğa nezdinde pek hükmü olmadığını gördük. Çin’de bir kişide ortaya çıkan bir hastalık 3 ay sonra Amerika’da 500 bin kişiye bulaştı.
Birçoğumuz kitap okumak istiyorum, yeni bir dil öğrenmek istiyorum ama zaman bulamıyorum deyip durmuşuzdur. Evde geçirdiğimiz şu günleri daha önce yapmak istediğimiz ama yapamadığımız birçok şeyi yapmak için kullanabiliriz.
Psikiyatrik bozukluklarla cinsel yaşam arasındaki ilişkilere gösterilen ilgi, psikanalitik kuramın ağırlığını yitirmesiyle azalma göstermiş ancak son yıllarda yapılan ampirik çalışmalar sayesinde yeniden ilgi odağı olmaya başlamıştır. Psikiyatri hastalarının cinsel yaşamlarına yeniden ilgi gösterilmesindeki önemli etkenlerden biri de hasta hakları alanında görülen gelişmeler, özellikle hastaların cinsel haklarına gösterilen ilgi olmuştur.
Özellikle okuma alışkanlığı olmayan ülkemizde kitle iletişim araçları arasında televizyonun çok ayrı bir yeri vardır. Ülkemiz son yıllara kadar televizyon seyretme oranında ABD’den sonra ikinci iken, son iki yıldır, dünyada en çok televizyon seyredilen ülke ünvanını kazanmıştır.
Psikanalitik teori cinsel işlev bozukluklarına kritik çocukluk yaşantılarından köken alan bilinçsiz çatışmaların yol açtığını söyler. Diğer yandan psikopatolojiye sistemik yaklaşan teorsiyenler, cinsel yetersizliğin köklerini cinsel yönden yaralayıcı bir ortam yaratmaları nedeniyle çiftler arasında gelişen patolojik etkileşime bağlarlar.
Başka hiçbir psikiyatrik tanı borderline kişilik bozukluğu kadar etiketlenmeye, ön yargıya, yargılanmaya, alaya, aşağılanmaya ve hatta öfke ve nefrete maruz kalmamıştır. Ruh sağlığı çalışanlarının en az bilgiyle en fazla olumsuz yargıya sahip oldukları tanı borderline kişilik bozukluğudur. Borderline kişilik bozukluğu, bilgi azlığının nasıl klişelere, mitlere ve ön yargılara neden olabileceğinin en somut örneklerinden biridir. Ancak borderline’lar hakkındaki etiketlemelerin ve karalamaların sadece bilgisizlikten kaynaklandığını söylemiyorum.
Hariri, insanın bir uygarlık yaratmasında en büyük etkenin dedikodu yapabilmesi olduğunu söyler. Freud’a göre ise bir uygarlık kurabilmiş olmamız dürtülerimizi bastırabilme ve erteleyebilme yeteneğimize bağlıdır. Bu iki önerme arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Dürtü denetimi dedikoduya o da uygarlığa yol açıyor olmasın? Aslında ikisi arasındaki bağlantı ya da dedikodunun dinamikleri bu kadar basit değil ama bu çıkarım da hepten şaka değil.
Dedikodu aslında birkaç şeyin ortak adı. İçinde farklı tipte dedikodular var, farklı dedikodular olduğu için de farklı dinamikler söz konusu.
Kişilik bozukluklarında sıklıkla kimlik sorunlarına da rastlanır. Bu yazıda kimlik sorunları ön planda olan kişilik bozukluklarını ele alarak, kimlik ve kişilik arasındaki ilişkilere değinmiş olacağım.
Telif hakkı © 2022 | MH Themes tarafından WordPress teması