Şu ego dedikleri şey… Egomuzdan kurtulursak aslında ne olur?

GİRİŞ

Ego, psikanalitik kurama göre ruhsal aygıtın id ve süperego ile beraber üç ana yapısal elemanından biridir.  Bu terimi ruhsal aygıtın yapısal bir elemanı olarak tanımlayan ve literatüre yerleştiren psikanalizin kurucusu Freud’dur. Son yıllarda ego halk arasında kibir, büyüklenme, bencillik, nefis, arzular gibi anlamlarda kullanılıyor olsa da bir psikoloji terimi olan egonun bunlarla bir ilgisi yok. Hatta birazdan göreceğimiz gibi neredeyse zıt bir anlama sahip. Egoyu kibir, nefis ya da bencillik anlamında kullanan kişiler aynı zamanda aslında imkansız olan ve olursa da vahim sonuçları olacak bir şeyden egoyu yenmekten ya da egodan kurtulmaktan söz ediyorlar. Halk arasındaki bu kullanımın etkisinde kalan bazı ruh sağlığı çalışanlarında da benzer ifadelere rastlayınca, egonun bir terim olarak ne olduğunu, ne anlama geldiğini ve ne olmadığını basitçe yazmanın yararlı olacağını düşündüm.  

İD, EGO VE SÜPEREGONUN TEMEL İŞLEVLERİ

Egonun temel işlevi, dış gerçekliği, maddi koşulları ve süperegonun ahlaki ilkelerini göz önünde bulundurarak idin arzularını gerçekleştirmeye çalışmaktır.

İd sonsuz çeşitlilikte ve bitmeyen arzularla dolu bir yapıdır. Gördüğü her şeyi isteyen, her şeye özenen, her şeyin sahibi olmak isteyen bir çocuk gibidir. Arzularının hemen giderilmesini ister, istediği şey mümkünmüş veya değilmiş aldırmaz, ne kadar makul ve yapılabilir olduğu da ne kadar etik veya doğru ya da yanlış olduğu da umurunda değildir. Adeta istekleri hemen yapılsın diye bağırıp tepinen huysuz bir çocuğa benzer.  

Süperego ise her şeye “el alem ne der?” diyen, kişinin isteklerinin değil, neyin doğru neyin yanlış, neyin ahlaklı neyin ahlaksız olduğu ile ilgilenen ve ilkelerine uyulmadığı zaman suçluluk duygusu ve vicdan azabı uyandıran bir aile büyüğü gibidir. 

Egonun işi ise bu ikisini dış gerçekliği de göz önünde bulundurarak uzlaştırıp sorunları çözmeye, iç barışı sağlamaya çalışmaktır.

EGONUN GELİŞME SÜRECİ

Bebek dünyaya yeterince güçlü ve gelişmiş bir ego ile gelmez. Ego zaman içinde idden gelişir ve güçlenir.

Ego idden gelen itkileri algılar ve dışsal koşulların buna el verip vermediğini değerlendirir. Diyelim acıktınız, ego “yenecek ne bulabilirim, nelere ulaşabilirim?” diye araştırmaya başlar. Hangi seçenekler olduğunu bu seçeneklerin avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendirir. Bunu yaparken geçmiş deneyimlerinden yararlanır, nerelerden neler bulmuştu, hangisinin tadı nasıldı, ne kadar keyif vermişti gibi özellikleri gözden geçirir. Çocuk büyüdükçe başka ölçütleri de göz önünde bulundurmaya başlar her birinden elinde ne kadar var, fiyatları ne kadar, daha ne kadar dayanır, son kullanım tarihleri neler vb.

Başlangıçta henüz süperego gelişmemişken, çocuk için bir eylemi gerçekleştirmenin moral yönü bunu yaptığında anne babasının kendisine kızıp kızmayacakları, nasıl tepki vereceklerinden ibarettir. Anne baba değerleri içselleştirilip süperego geliştikçe anne babası görmese dahi onların içsel temsilcileri ruhsal dünyada kendisini gözlemeye devam ettiği için onların ahlaki değerlerini göz önünde bulundurarak hareket etmeye de başlar.

Tüm bu değerlendirmeleri ego yapar ve en uygun bulduğu yoldan dürtüsel isteği yerine getirerek içsel gerilimi gidermiş ve doyum sağlamış olur. Bulduğu yol ne kadar olumlu sonuçlandıysa bunu daha sonra kullanma olasılığı da artar. Çünkü ego deneyimlerden öğrendiği şeyleri öncelikli olarak tercih eder. Ego idin isteklerini daha kolay elde edebilmek için bazı şeyleri elinde tutmayı, saklamayı veya bunları yetiştirmeyi öğrenir. Diğer tüm keşiflerde olduğu gibi tarımın ve hayvancılığın keşfi de idin bitip tükenmeyen isteklerinin bir bölümünü kolay yoldan elde etmeye çalışan egonun marifetidir.

Bebekte henüz yeteri kadar gelişmiş bir ego yokken egonun işlevlerinin önemli bir bölümünü bakım verenler gerçekleştirir.  Dış çevreye uyum, vücut sıcaklığını koruma, yiyecek temini, bedensel gereksinimlerin giderilmesi, dışsal uyaranlara uyum, tehditlerden kaçınma gibi daha sonra egonun üstleneceği işlevleri başlangıçta büyük oranda bakım verenler sağlar. Bebek onları taklit ederek, onları gözlemleyerek ama egosu geliştikçe kendince yeni yollar da bularak kendi bağımsızlığı ve bireyselliğini geliştirir. Egonun gelişmesi bir bakıma anne baba işlevlerindeki küçük yetersizliklere bağlıdır. Her gereksinimi anında anlaşılıp karşılanan bir bebekte ihtiyaç olmadığından ego gelişimi yavaş olur.  

Bebek yavaş yavaş çevresindeki nesnelere olumlu ve olumsuz duygusal yatırımlar yapmaya başlar. Kendisini seven, koruyan kollayan ve rahat ettiren annesine karşı giderek daha fazla duygusal yatırım yapar ama sadece annesine değil, tadı güzel olan şeylere, iyi hissettiren, ilginç, uyarıcı nesnelere de olumlu yatırımlar yapar. Öte yandan kendini kötü hissettiren rahatsızlık veren nesne ve durumlara karşı da olumsuz duygusal yatırım yapar.

Bu nesne ilişkileri aynı zamanda özdeşimleri de başlatır. Özdeşim önce basit imrenme ve taklitle başlar, ve genellikle başlangıçta kısmi niteliktedir. Yani gülümsemeyi, el hareketini, sesleri tekrarlamak biçimindedir. Daha sonra daha karmaşık özdeşimler yolu ile dil öğrenilmeye başlanır, hareketler, yemek yeme, yürüme, koşma gibi beceriler kazanılır. Çocuk bu özdeşimler sayesinde çatalı annesi gibi tutar, babası gibi öksürür, kardeşi gibi sallanır vb. Hatta evcil hayvanlarla da özdeşim kurar onların kimi davranışlarını taklit ederler.

Nesnelere yapılan yatırımlar içselleştirildiğinde nesneye idden yatırılan dürtüsel enerji egoya geri dönmüş olur. Özdeşimler bu yolla aynı zamanda idin enerjisinin azalmasına ve egonun güçlenmesine neden olur. Ego, id aleyhine güçlendikçe idi kontrol etmesi, idin isteklerini ertelemesi, bastırması ya da başka kanallara yönlendirmesi daha kolay olur.

Egonun gelişmesi ile idin isteklerinin anında doyurulmasını istediği dönem biter. Bu geçiş bir içsel veya dışsal uyarana anında tepki vermemesi ile gözlemlenebilir. Bebek bir uyarana anında tepki vermeden evvel bir an duraksar ve düşünür. Bir değerlendirme yapar. Sonra hareket eder. Ego artık idi kontrol etmeye ve dış gerçekliği göz önünde bulundurmaya başlamış demektir. Bu haz ilkesinden, gerçeklik ilkesine geçişin, egonun ipleri eline almaya başlamasının ilk işaretidir.

Ego, dış dünya ile deneyimleri sürecinde, nesneleri kategorize etmeyi, ortak ve farklı yanlarını anlamayı, sentez yapmayı öğrenir. Şüphesiz ilk başta özellikle neyin yenilebilir neyin yenmez olduğunu kategorize eder ama daha sonra sertliklerini, can yakıp yakmadıklarını, tatları arasındaki farkları öğrenmeye ve sınıflamaya başlar.

Ego idin ihtiyaçlarını karşılayamadığı zaman ya da bir problemi eyleme dökmeden evvel zihninde tasarlamak için fanteziye başvurur.  Fantezi, gerçekliğin yadsınmasının ve gerçekliğin hoşa gitmeyen yanlarının yerine kabul edilebilir ya da hoşa giden şeylerin konması olarak tanımlanırsa egonun gelişiminin bir parçası olduğu da anlaşılır.  Yetişkindeki fanteziler ise daha çok sorunları çözme girişimini içinde barındırır.

Çocuğun dış dünyaya ve topluma uyumunu geliştiren önemli ego etkinliklerinden biri de oyundur. Gereksinimlerimiz ve hedeflerimiz ile bunların olası yolları arasında geçici bağlantılar kurarak bir sentez işlevi görebilir. Politik ve askeri senaryo ve savaş oyunları bunun yetişkinlikteki en bilindik örneklerini oluşturur.

Çeşitli kaçınma ve sorun alanlarından uzaklaşıp daha uygun ortamlara yönelme de ego işlevlerindendir. Yaşamını güçlükler içinde geçirmeye çalışmak yerinde daha az güçlüğün olduğu bir çevrede daha az çatışma ile sorunlarını çözmeyi tercih edebilir.

EGONUN DİĞER İŞLEVLERİ 

Ek olarak, bir çok ego işlevinin gelişmesinde ve örgütlenmesinde rol alırlar.

Hayatla başa çıkmayı kolaylaştıracak yollar bulmak ve çevreyle uyum sağlamak
Toplumsal uyum  için yollar bulmak,  geliştirmek ve sürdürmek
Dürtülere doyum sağlayabilmek için dış gerçekliği düzenlemeye çalışmak
Dürtülerle dış gerçekliğin bağdaşmadığı durumlarda dürtüleri ertelemek, bastırmak, dönüştürmek ve yüceltmek
Gerginlik ve anksiyete durumlarında anksiyeteyi yatıştırmak
Uzun süreli doyum ve amaçlar için kısa süreliğine fedakarlıklarda bulunabilmek, azim, kararlılık ve irade göstermek
İnsan türünün hayatla daha kolay başa çıkabilmesi ve neslini sürdürebilmesi için uygarlık ve kültür yaratmak, ona katkılar sunmak
Gelecek nesilleri eğitmek, onlara yol göstermek
Toplumsal uyumun sağlanması için moral değerlerin ve toplumsal kuralların geliştirilmesinde süperego ile işbirliği yapmak
İnsan hakları ve diğer canlıların ve doğanın haklarını koruyacak yollar bulmak ve mücadele etmek için süper ego ile işbirliği yapmak

SONUÇ

Vardığımız noktada sanırım ego olmadığında, ya da zayıf bir egonun varlığında neler olabileceği anlaşılmıştır. Ben gene de daha iyi anlaşılsın diye zayıf veya iyi işlev görmeyen bir egonun kişide yol açacağı sorunlardan bazısını söyleyeyim.

Her şeyden evvel kişinin hayatta kalma olasılığı ciddi olarak azalır, sorunlarına gereksinimlerine çareler bulmayı, problem çözmeyi beceremez. Dürtülerinin anında doyurulmasını isteyip sağa sola düşüncesizce saldıran biri olur. Terbiye görmüş bir ev hayvanı kadar bile laftan sözden anlamaz. Cinsel bir arzu duyduğu zaman önüne gelene tecavüz etmeye çalışır. Canı bir şey çektiği ya da istediği zaman kimindir, başkasının ihtiyacı var mıdır yok mudur ilgilenmez ele geçirmek ve kullanmak ister. Engellendiği zaman öfkelenir ve karşısındaki kim olursa fiziksel olarak zarar verir, hatta öldürür.

Hala egosunu bir kenara bırakmak isteyen veya egosundan kurtulmak isteyen varsa kolaylıklar dilerim, ancak diğerlerine tavsiyem egosu zayıf insanların çok zor ve zahmetli kişiler olacağını bilin ve onlarla bunu bilerek ilişkiye geçin. İşin komik bir yanı da insanların bu şekilde egosu zayıf olan kişilere   “egosu yüksek” demesidir.    

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*