FELSEFİ AÇIDAN PSİKİYATRİNİN TEMEL SORUNLARI: Althusser’in gözünden psikiyatri bir bilim midir?

FELSEFİ AÇIDAN PSİKİYATRİNİN TEMEL SORUNLARI

Dr. Doğan Şahin
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
Sosyal Psikiyatri Servisi
 Bu yazıyı  13 yıl önce yazmışım.  Bazı görüşlerim değişti. Ama yazıya dokunmadım. Ulusal psikiyatri kongresinde yapmış olduğum konuşmanın metnini aynen koyuyorum. 
GİRİŞ

Psikiyatrinin bir bilim olup olmadığına ilişkin tartışmalarda genellikle Popper’ın bakış açısı ile psikiyatriye bakılıp bilim olup olmadığı hakkında fikir oluşturulmaya çalışılır. Ben ise bu konuşmamda Althusser’in gözünden bakmaya çalışacağım. Yazının başlığı şöyle de olabilirdi:

Althusser’in gözünden psikiyatri bir bilim midir?

Felsefe Nedir?
Felsefe, en yalın tanımıyla evreni akıl yürütme yoluyla kavrama çabası olarak tanımlanabilir. Felsefe, deney ve nesne bilgisine dayanmaz, kaynağı zihindir. Felsefe tezler ileri sürerek çalışır. 

Felsefe nasıl işler?
Bir tez biçimine bürünen her önerme dogmatiktir.
Felsefi önermeler birer tezdir, yani dogmatiktir.
Tüm bu önermelerin kendileri de felsefi tezlerdir. 

Kesin bir biçimde, ispatlamaya (matematik ve mantık yoluyla) ve kanıtlamaya ( deneysel bilimlerin yöntemleriyle) elverişli olmayan önermeler dogmatiktir. Kesin bir biçimde doğrulanamaz veya yanlışlanamazlar.
İdeoloji
İdeolojik önermeler de dogmatiktir. İdeolojik önermeler gerçeğin taraflı (bir sınıfın, zümrenin, grubun, kişinin vs)  bir yorumlanması olduklarından doğaları gereği bilimsel önermelerden farklıdırlar.
Felsefe nelerle uğraşır?

Felsefe bilimsel pratiğin sorunlarına, bilgi üretme sürecinin sorunlarına, siyasal ve ideolojik sorunlara, bütün bu sorunlar arasındaki ilişkiler sorununa yabancı olmayan sorularla uğraşmaktadır.  Evreni ve insanı anlama çabası felsefeyi sıklıkla  köken ve son erek sorunu etrafında düşünmeye, bu da kendisini tanrı ve din sorunu etrafında tanımlamaya itmiştir
Felsefenin sorunları nelerdir?
Felsefi sorunlar bilimsel sorun değildir. Felsefe kendi sorunlarına çözümler getirebilir, bilim insanlarının sorunlarına çözüm getiremez. Felsefe bilim adına ve bilimin yerine bilimsel sorunları çözemez, felsefenin soruları bilimin sorunları değildir. Felsefe bir bilim değildir.
Felsefe bilimin işine yarar mı?
Felsefe bilimin yerine bilimin sorunlarını çözemez ancak başka türlü bir müdahalede bulunur:
Bu sorunların doğru bir biçimde ortaya konması için katkıda bulunacak tezler ileri sürer.
Bu tezler bilimsel kavramlar olmayıp felsefi kategorilerdir 

Felsefenin günümüzdeki işlevi ne olabilir?
Felsefenin en önemli işlevi, bilim ile felsefenin ve bilim ile ideolojinin arasına ayırım çizgisi çizmektir.

Bilimin ve Bilim insanının Sorunları
Salt bilimselmiş gibi görünen sorunların arkasında, daha kapsamlı tarihsel olaylar yatar. Bilimin tarihten bağımsız bir tarihi yoktur.  Bu tez felsefe için çok daha geçerlidir. 

Psikiyatri nedir?
Psikiyatriyi bir bilim olarak değerlendirebilmek için, psikiyatrinin tarihine bakmak gerekir. Dolayısıyla şu sorulara yanıt verilmesi gerekir:
Bu bilim dalı nasıl doğmuş, nasıl gelişmiş, nereye gelmiş ve nereye gitmektedir?
Psikiyatrinin tanımladığı, sınıflandırdığı bilgiler nasıl oluşmuş, nasıl gelişmiştir? 

Bir bilim olarak psikiyatri
Psikiyatri kendi başına temel bir bilim değildir. Biyoloji ve Kimya başta olmak üzere çeşitli bilimlerin  uygulanma alanlarından biri olan tıbbın bir yan dalıdır. Ama aynı zamanda insan bilimlerinden önemli ölçüde etkilenmekte iç içe geçmektedir. 

Bilim olma yolundaki psikiyatri
Psikiyatri gelişmekte olan bir bilimdir. Temel bilimlerin ve tıbbın bir uygulama alanı olmaktan, kendi başına bir bilim olma yönünde ilerlemektedir. Ama ciddi sorunları ve engelleri bulunmaktadır.
Tıp / İnsan Bilimi
İnsan bilimleri felsefi müdahalelere hatta sadece felsefe olan tezlere son derece açık bir konumdadır. İnsan bilimlerindeki metodoloji ve kuram sorunları bu boşlukları  dogmatik önermelerle doldurma eğilimine yol açmaktadır.
Psikiyatrinin doğuşu
Psikiyatri ve psikoloji hiç sorgulamadığımız dogmatik önermeler ve felsefi kategoriler üzerinde kurulmuştur.
Bilim adamlarının felsefeyi sömürmesi
1- İnsan bilimlerinde felsefenin kullanımı, daha çok bazı felsefi kategorilerin ya da bazı felsefelerin, bilimsel açıkları kapatmak için sömürülmesi biçiminde tezahür etmektedir. 

2- Genelde bazı belirli kategorilerin ve felsefelerin kullanımı söz konusudur
(Kantçılık, Pozitivism, Fenomenoloji, Yapısalcılık yani idealist hatta spiritüalist felsefeler)
3- İnsan bilimleri tarafından sömürülen bu felsefi kategoriler ve felsefeler, gerçekte sahip olmadıkları kuramsal bir temelin eksikliğini gidermek için onun yerine kullanılan ideolojik vekillerdir.
4- İdealist felsefelerle insan bilimleri arasında kurulan bu suç ortaklığında aslında egemenlik felsefeye geçmiştir. İnsan bilimleri çağımızın pratik ideolojilerine kök salmış belirli idealist felsefelerin eğilimlerini nesnelerinde gerçekleştirdiklerini düşünen, bilim kılığına girmiş felsefeden çok da fazla bir şey değildir.
Tekrar edelim: Felsefenin bilime katkısı, bilim olanla olmayan arasındaki ayırıcı çizgiye ışık tutmak olmalıdır.
Günümüz Psikiyatrisinin Sorunları
Kuramdan kaçmaya çalışan çağdaş psikiyatri pozitivizmin ve amprisizmin batağına,  yani felsefenin kucağına düşmüştür.  Hastalıkları istatistiklerden yola çıkarak tanımlıyor, ölçeklerle saptıyor ve insanı ölçeklerin saptayabildiği bir düzeyde kavramayı kabul ediyoruz.
Kullandığımız araçlar felsefeden aldığımız kavramlara dayanıyor
Kuramdan kaçtıkça belirtiler ve tanımlar ön plana çıkıyor, ama belirtilerin ve onların tanımlarının ne denli ağır sorunları olduğunu görmezlikten geliyoruz 
Bu hastalığa nasıl yakalandık?
Karl Jaspers 1913 : Genel Psikopatoloji
Jaspers günündeki biyolojik yaklaşımla, psikanaliz arasındaki kargaşaya bir son vermek amacıyla zihin hakkındaki kuramların tümünü dışlayarak zihni betimlemede kullanılabilecek kavramları geliştirmeyi görev edindi.
Çünkü bedensel belirtilerin betimlenmesine dayalı tıp oldukça ilerlemiş ve gözle görülür bir gelişme kaydetmişti.
O’ da psikiyatri de aynı şeyi (medikal model) yapmaya koyuldu.
 “ Geleneksel kuramlara, beyin süreçleri hakkındaki psikolojik kurgulara ve maddeci söylencelere itibar etmemeliyiz”.
“ Fenomenolojinin zihinsel fenomenlerin nasıl oluştuğu sorusuyla herhangi bir ilişkisi yoktur”.
Kuramdan kaçış nasıl sorusundan kaçışla başlar ve nasıl sorusundan kaçış bilimin salt betimleyici düzeye indirgenmesiyle sonuçlanır.
Çağdaş psikiyatrinin nasıl buraya geldiğini anlamak için DSM ve Jaspers ortaklıklarını görelim
Jaspers’in yapmaya çalıştığı şey kendi içinde ağır bir tutarsızlık içeriyordu.
Her türlü kuramdan uzak durmak ve sadece olguları betimlemek, bilimsel kavramlar olmadan nasıl gerçekleştirilecekti?  Bu sorunu fenomenolojik çözümleme olarak adlandırdığı bir yöntemle aşmaya çalıştı.
“Fenomenolojinin görevi hastalarca gerçek olarak yaşanan zihinsel durumları açıkça anlaşılır kılmak, sahip olabilecekleri ortak yönleri görmek, onları ayırmak ve ayırt etmek ve değişmeyen terimlerle ifade etmektir.  “ Her şeyden önce her algının duyumlar denen son öğelerine ayrıştırılabileceği şeklinde eski ve yaygın bir bilgi vardır.” “Duyumlar evrendeki en yalın şeylerdir ve birincil (dış uyarılara bağlı) ve ikincil ( dış uyarıcılara bağlı olmayan) olarak ikiye ayrılır.”
 “Algının bir başka zorunlu niteliği olarak uzaysal ve zamansal niteliklerinden söz edebiliriz”
Bilimsel kuramlardan tam olarak kurtulma çabası onu felsefi kavramları kullanmaya yöneltti. Daha çok Kant biraz Husserl hatta giderek spritualizm…
Kant’ın epistemolojiye ilişkin görüşleri şöyledir:
Bilgilerimiz duyumlardan gelen evrensel nitelikli çeşitliliği birleştiren anlığın edimleridir.
Duyarlılığımız ise iki kaynaktan beslenir; biri iç duyumlar diğeri dış duyumlar. Dış duyumun biçimi uzay iç duyumun biçimi zamandır. 
Sonuçta; bu çözümü imkansız problemi bilimin kavramlarından felsefenin kavramlarına geçerek halletmeye çalıştı.
Oysa kuramdan kaçış bizi ya indirgemeciliğe ya da felsefeye götürür.
Aynı şeyler çoğu kez farklı terimlerle ve çoğu vakada son derece bulanık bir biçimde tartışılmaktaydı. Sanki farklı diller konuşuluyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkmıştı. Psikiyatrik araştırma kapsamına giren her şeyi birleştirecek genel ve bilimsel bir psikiyatri anlayışı yok gibi görünüyordu.
DSM•Örneğin birçok kimse fobik bozuklukların iç çatışmaları bilinçdışında tutan savunma mekanizmalarının kırılmasıyla açığa çıkan bunaltının yer değiştirmesini temsil ettiğine inanmaktadır. Diğerleri fobileri koşullanmış bunaltıya karşı öğrenilmiş kaçınma tepkileri temelinde açıklamaktadır. Ama başkaları da belirli fobilerin ayrılık bunaltısına aracılık eden biyolojik sistemlerindeki bir bozukluğun sonucu olduğuna inanmaktadır.

Jaspers’ in daha sonraki dönemi
Sınır durumlarda ya hiçlik kendini gösterir ya da hepsinin üstünde, gerçekten yitmekte olan bir dünya varlığının bulunduğu sezilir.
Kuşkulanma, dünyada olanaklı olan, kendi nesnel gerçekliği ile evrenin ötesini gösteren, bir gösterge olur.
Felsefe yapmanın kaynağı bir varlık karşısında şaşkınlık duyma, kuşku ve yitmişliğin bilincine varmadır.
Felsefenin ereği varlığın kavranmasıdır.
Varlık nedir?- Kuşatıcı varlıktır.
Kuşatıcı varlık nedir? -Her nesnenin özünde bulunan Tanrı
 Kuşatıcı varlık, her zaman düşünülmüş olmanın içinde kendini önceden gösterir. Karşımızda olan her nesneyi içeren varlıktır.
Gövdem tatlı bir uykudan uyanır da kendime gelirsem olağanüstü bir güzellik görürüm. En kesin biçimde, daha yüksek ve daha canlı bir evrenle bağlantılı olduğuma inanır, içimde görkemli bir yaşamın bulunduğunu, Tanrı’yla birliğe ulaştığımı daha güçlü bir nitelikte duyar, etkilenirim”

Kant ve yeni Kantçılık
Kant, insan zihnine, duyumlardan gelen karmaşık izlenimleri düzenleyip sistemli bir görünüş haline sokma yetisini veriyor. Dolayısıyla zihnin bilgisi nesnenin bilgisi olmaktan çıkıyor, zihnin bilgisi oluyor. Böylece bilgimiz nesnel dünyanın bilgisi değil, onun bir görünüşü haline dönüşmüş oluyor.  Kant her türlü bilgimizin deneyle başladığını söylerken, hemen ardından “herşeyi, hatta deneyi de düzenleyen a priori temel ilkeler vardır der. Bunları zorunlu ve mutlak ilkelerdir ve aynı zamanda evrenseldirler, yani her zaman her yerde geçerlidirler der.  A priori temel ilkeler olarak daha önce de söz ettiğimiz, Uzay ve  Zaman yanında, Töz, Nedensellik ilkelerinden söz eder.
Kant başlangıçta Leibnz’e yakınken Newton fiziğinin başarıları  karşısında bunlardan etkilenmiştir.
Kant- Newton
Newton fiziğinin  temeli uzay ve zamanın mutlaklığına dayanır.  Sonra da bu fiziğin temel ilkeleri olarak maddenin(tözün) değişmezliği ile nedensellik bağının sağlamlığıdır.
Töz, evrenin devamlılığını sağlayan ilke olurken, nedensellik de onun yasalarının ilkesi görevini üstlenmiştir.  Kant, Newton fiziğinin ilkelerini aklın değişmez ilkeleri olarak almış ve bunları bilime buyuran, emir veren mutlak ilkeler haline sokmuştur.
Newton uzay ve zamanı mutlaklıklarından dolayı Tanrının duyumları ( sensorium dei) olarak yorumlamıştı.
Newton’un sistemi kendi çekim güçleriyle birbirleriyle bağıntı halinde olan başka bir deyişle doğa üstü bir gücü gerektirmeyen bir sistemdi.  Ama Tanrı’nın izini aramadan onu göstermeden edemeyen Newton bilimden felsefeye ve teolojiye atlamış, uzay ve zamanı tanrının görünümleri olarak yorumlamıştı.
Bu ilkelerin bugünkü durumu nedir:
Uzayın mutlaklığı: Newton kuramını 2 bin yıldır sarsılmayan Öklid geometrisi üzerine kurmuştu. Oysa Öklid geometrisi “gökle” bir olmuştur.
Zamanın mutlaklığı: Einstein zamanın mutlak olmadığını hem kuramsal hem de deneysel olarak gösterdi.
Nedensellik: Zorunlu neden sonuç ilişkileri kimyada, çekirdek fiziğinde  dahi geçerli değildir. Olan şeyler bazan kuvvetli bazan zayıf olasılıklardan ibarettir.
Aynı şey psikiyatri için çok daha geçerlidir. Psikanalizin de temel ilkelerinden biri olan nedensellik artık eski anlamıyla yorumlanmamalıdır.
Yeni Kantçılık
Kant’tan sonra gelen Alman Felsefecileri Kant’ın aralarında dinamik bir ilişki kurduğu dış dünya ile zihnin temel kavramları arasına zihnin kavramları yönünde tercih yaparak,  insan zihnini evrenin yaratıcısı konumuna getirdiler.  Kant’ın felsefesi de son tahlilde bu noktaya gelse de en azından bir denge çabası vardır.
DSM’nin (Jaspers’in) Fenomenolojisine karşı yeni çabalar bulunmaktadır. Sözgelimi
OP Wiggins, MA Schwartz ve  G Northoff,  şizofreninin başlangıç evreleri için Husserlci bir fenomenolojiye doğru isimli bir makale yayınlamışlardır. Bu makalede şöyle denmektedir:  “Edmund Husserl’in fenomenolojisinden hareketle  şizofrenik yaşantıların altında yatan özelliklere açıklık getirmeye çalışacağız”..
Husserl’in fenomenolojisi zihnin oluşturucu işlevselliğine öncelik verir. Husserl’e göre zihinsel yaşam hem evreni, hem de evrenin bir parçası olarak kendisini oluşturur. Oluşturulan bu nesneler, evren ve evrene ait kendilik hep daha temel bir şeye, kendilerine anlam ve varlık veren oluşturucu bir özneye bağlıdırlar. Husserl’in felsefesi bu şekilde şizofreninin erken dönemini bu oluşturucu öznenin köklü bir örselenişi olarak görmemize olanak verir. 
Şizofreni Üzerine Kant Felsefesi
Kant da tıpkı DSM sistemi gibi tanısal bir sınıflama sistemi önermişti (Antropolji İçin Pratik Yaklaşım).  Akıl hastalığının bircik genel özelliği herkes için ortak olan düşüncelerle ilgili bir anlayış kaybı ve bunun yerini düşüncelerle ilgili kendine özgü bir anlayışın almasıdır.

Kant’ın yaptığı sınıflama şu şekildeydi:
Zihinsel Zayıflıklar
Ahmaklık
Aymazlık
Aptallık
Züppelik
Şaşkınlık
Sallapatilik
Zihinsel Bozukluklar
Spitzer şöyle demektedir: “Kant’ın trassendental özne kuramı, başka türlü birbiriyle ilişkili görülemeyecek çeşitli şizofrenik fenomenleri anlama yönünden işe yarar bir çerçeve oluşturmaktadır.” En iyisi felsefeciler psikiyatr ya da  terapist olsunlar.
 
Psikiyatri Bir Bilim Olmalıdır
Psikiyatrinin temel sorunlarına karşı bilim adamları şu tutumları benimseyebilir
1. İşine bakmak
2. Bilimin sınırlarından, yetersizliğinden bahsetmek, bilimsel bilginin değersizliğinden söz etmek
3. Bilimin kurtuluşu için doğru felsefeyi bulmaya çalışmak,
İkinci ve üçüncü seçeneklerin bir dizi örneğini görebiliyoruz.
İlk örneği üzerinde birkaç söz daha söylemem gerekiyor;
İşine bakmak ama at gözlükleriyle değil,
Psikiyatrinin toplumsal, tarihsel, ekonomik, siyasi etkilenmelerini görebilmek,
Psikiyatriden felsefeyi ayıklamak,
Psikiyatriden ideolojiyi ayıklamak,
Bilimsel pratiğin felsefe ve ideolojilerden etkilenmeye açık oluşunu akıldan çıkarmamak,
Bilimsel yöntemlerle çalışmak,
Spekulasyon veya belletilmiş bilgilerle değil araştırmalarla bilgi aramak,
İndirgemecilikten, birleştiriliciğe geçmek,
Dinamik-Kognitif-Davranışçı Terapi sentezine doğru ve
Davranış nörolojisiyle insan psikolojisinin sentezine doğru çaba göstermek.
 
Sonsöz
Eski felsefe hep bilginin sarsılmaz temellerini aradı, evren ve insan hakkında en mutlak bilgilere ulaşmaya çalıştı. Her şeyi açıklayacak sistemler kurmaya çalıştı. Muazzam, etkileyici sistemler kurdu.
Ancak bunlar hayal kurma yetisi ve yaratıcılığı yüksek dehaların kavramlarla inşa ettikleri iskambil kağıdından şatolardır. 
En sonsöz
Bilimsel yöntemlerle elde edilmiş en küçük bir bilgi kırıntısı- bir kuramla bağlantılı olmak kaydıyla- en büyük filozofun zihninde kurduğu en yüce kategoriden daha anlamlıdır.



KAYNAKLAR
1. Spitzer M. Niçin felsefe? Felsefe ve Psikopatoloji içinde. Ed: M Spitzer, BA Maher. Çev: Ö. Karaçam. Gendaş Yayınları, İstanbul, 1998; 21-49
2. Leff J. Yeni bir psikiyatri. Bir Bilim Olarak Psikiyatri içinde. Ed: E Göka, K Sayar. Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992; 3-6
3. Frosch J. Normal-anormal, ruhsal sağlık- ruhsal hastalık. Bir Bilim Olarak Psikiyatri içinde. Ed: E Göka, K Sayar. Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992;33-56
4. Althusser L. Felsefe ve Bilim Adamlarının “Kendiliğinden” Felsefesi.  Çev:  Ö. Sezgin.  Birey ve Toplum Yayıncılık, Ankara, 1984

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*