Bir küçücük kırlangıç varmış…..

 Doğan Şahin


 Balinaların Avusturalya sahillerine vurduğunu, kendilerini kurtarmak isteyen gönüllülere rağmen tekrar tekrar kendilerini karaya attıklarını söylüyordu spiker.

“Hiç hayvanlar intihar eder mi?” diye düşündüm. Olsa olsa bir yanılgıdır. Ne bileyim başka bir şey yapmaya çalışıyorlardır. Bir şeyden kaçıyorlardır, belki de güneşlenmek, dinlenmek istiyorlardır. Başka bir şey olmalı dedim. Bunları düşünürken uyumuşum.
Sabah güzel aydınlık bir yaz gününe uyandım. Günaydın dedim kendime ve yaza. Sonra yazın başlangıcını haber veren çığlıklarıyla kırlangıçların gelmiş olduklarını fark ettim. Buraya taşındığımdan beri her yazı onlarla geçiririm. Teras çıkıntısının altına yuva yaparlar ve  sonbaharda gidene kadar terası bir panayır yerine çevirirler. Onlar geldikten sonra, sonbahara kadar havalar bir daha çok soğuk olmaz ve ben de terasta yatarım.
Teras çıkıntısının altına kırlangıçlar, terasın üzerini örten çatı uzantısının altına da hep bir çift kumru yuva yapar. Onları tanırım, onlar da bana alışmışlardır, her sene 2 veya 3 kez ikişer yavru yapıp büyütürler. Ama kırlangıçlar ancak alt katın penceresinden görebileceğim şekilde terasın altındaki çıkıntıya yuvalanırlar.
O sene bir çift kırlangıç ilk kez çatı uzantısının altına yuva yaptı.  Bir süre sonra baktım üç tane yavru var. Neredeyse hareketsiz duran kumru yavrularına göre hiperaktif çocuklar gibi durmadan kımıldayan, annelerinin yem getirmesini sabırsızlıkla bekleyen kırmızı ağızlı üç tane yavru.
Yan komşumun kedisinin bir gün gözünü yuvaya diktiğini gördüm ama hiç benim tarafa geçmez. Ayrıca iki tarafı ayıran yüksek bir duvara tırmanması da imkansız gibi, ayrıca geçse bile zaten yuvaya ulaşamaz diye düşünüp rahatladım.
Ama tam duvarın kenarına aramızdaki duvarı kapatsın diye geçen sene diktiğim yaseminleri hesaba katmamışım. Bir sabah kırlangıçların çığlıklarıyla uyandım, yataktan fırlayıp o tarafa yöneldim, yavrulardan biri kedinin ağzında. Atlayıp ağzından yavruyu alsam da kanatlarının ciddi bir şekilde yaralanmış olduğunu gördüm. Annesinin yavruyu bırakmam için yaptığı ataklara ve çıkardığı gürültülere aldırmadan yaralarına pansuman yaptım, yuvasına yerleştirdim.  Yaseminleri de oradan söküp başka yere diktim.
Arada bakmaya devam ettim, yaşadı, iyileşti ve büyümeye devam etti.
Bir süre sonra baktım, diğer iki yavru uçmaya başladı. Ama bu uçmuyor. Uçamıyor. Hayatta kalmış ama kanatlarında oluşan hasar uçmasına izin vermiyor.
Yavaş yavaş sonbahar geldi, kırlangıçlar sürüler halinde toplanıp göçmeye başladılar.
Her sabah işe gitmeden kontrol ediyorum, bunlar hala oradalar. Bir sabah kalktım yoklar, hepsi gitmiş, sadece o yavru yuvada. Öyle duruyor. Doğanın kanunu dedim işte, zayıflar ölecek, güçlüler yaşayacak. Onu ölüme terk edip gitmişler, demek ki onları bir arada tutan bağ o kadar kuvvetli değil.
Akşama kadar orada tek başına kalan, öksüz, sakat yavruyu düşündüm. İçeri alsam acaba yaşar mı, uyum sağlar mı?  Acaba kırlangıçlar ne kadar yaşıyor, bir kırlangıç öyküsünde bilge adam kırlangıçların ömrü 6 aydır demiyor muydu? Ama 6 aysa nasıl geri geliyorlar ki?
Akşama kadar düşündüm, ama bir çare bulamadım.
Akşam eve geldiğimde anne ve babanın geri gelmiş olduğunu gördüm. Demek diğer yavrularını göçecek bir sürüye katıp geri gelmişler. Onların yavrularını bırakıp gidecek kadar sevgisiz olduklarını düşünmüş olduğuma utandım. Sonra da peki ama şimdi ne olacak? Göçmezlerse üçünün de öleceğini düşündüm.
“Üçü de öleceğine yavruyu öldürsem mi?” dedim. Bütün bunlar aslında biraz da benim yüzümden olmuştu, yavruyu kedinin ağzından almasam ölecek, bütün bunlar olmayacaktı. İşgüzarlık yapmış, bi yavruyu kurtaracağım diye üçünün de ölmesine neden olmuş olacaktım.
Ama yapamadım. Kıyamadım. Belki bir mucize olur, kanatları iyileşir uçar dedim. Bekleyip görmeye karar verdim.
Her sabah uyanınca gidip yuvaya bakıyordum. Oradaydılar. Neredeyse orada burada tek tük kırlangıç kalmış, havalar soğumaya başlamıştı. Yakında yiyecek bulamayacaklar, ya açlıktan ya da havalar soğuyunca soğuktan ölüp gideceklerdi.
Bir sabah kalktım. Yoklar. İşte beklediğim mucize olmuş dedim. Uçup gitmişler. Kendimi boş yere suçlamışım,  iyi ki kurtarmışım dedim. Sevinçten gözlerim doldu, hazırlandım, kapıyı kapattım ve işe gitmek için dışarı çıktım.
Tam yuvanın altına geldiğimde yerde yatan yavruyu gördüm. Kafasının üstüne düşmüş ve boynu kırılmıştı. Annesi, babası gidebilsin diye kendini aşağı atmış.
Gözümde yaşlar,  “hiç hayvan intihar eder mi ?”  dedim.  

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*